23 Nisan 2013 Salı

YALNIZLAR RIHTIMI (1959)


Yönetmen: Lütfi Ö. Akad
Senaryo: Atilla İlhan
(Ali Kaptanoğlu takma adıyla)

Operatör: Yoakim Filmeridis
Yapım:  İpek Film / İhsan İpekçi


Ar Direktör: Sohban Koloğlu, Dekor : Lütfi Ö. Akad, Kurgu: Hüsamettin, Yönetmen Yardımcıları: Türker İnanoğlu, Yavuz Yalınkılıç, Burhan Bolan, Müzik Düzenlemesi: Hulki Saner, Besteler: “Yalnızlar Rıhtımı”, “Dinle Sevgili Dinle” Necdet Koyutürk, Şarkıları Okuyan: Yasemin Esmergül

Oyuncular: Çolpan İlhan (Güner), Sadri Alışık (Rıdvan Kaptan), Turgut Özatay (Ali), Kemal Edige (Telsizci Hamdi), Melahat İçli (Melahat), Kamuran Yüce (Sarı), Yavuz Yalınkılıç (Sabri), Sadettin Erbil (Kıl Şükrü), Ahmet Tarık Tekçe (Rıfat), Osman Alyanak Feyzullah), Rıza Tüzün (Simon), Hakkı Haktan (Sandalcı Salim), Hamdi Şarlıgil (Polis), Ahmet Bilgin

KONU: İstanbul'dakİ Galata Rıhtımı'ndaki barlardan birini işleten Ali, bar işletmeciliğinin dışında başka kirli işlerle de uğraşır. Dolar kaçakcılığı bunlardan biridir. Ali'nin kaçakçılıkta işbirliği ettiği kimseler: Kıl Şükrü, Sarı, Rıfat, Feyzullah ve iki Musevi, Simon'la Bencuya'dır. Ali'nin barındaki konsümatrislerden "Kontes" diye ünlenen Güner, patronun metresi, barın da ses yıldızıdır. Güner'in arkadaşı Melahat ise Telsizci Hamdi'nin gözdesidir.


Çalıştığı geminin rıhtıma girdiği gün Hamdi, ikinci Kaptan Rıdvan'la birlikle bara gelir, Melahat'la Rıdvan'ı tanıştırır. Bir ara Rıdvan Güner'le de tanışır, kızdan çok hoşlanır, Ama kız, her zaman sarhoştur. Güner'e akordeoncu Sabri de tutkundur. Ali yasa dışı eylemlerinde ortaya çıkan aksaklıkları, kendilerini "çivileyen" biri olmasına yorar. Adamlarına onu bulmalarını emreder. Kıl Şükrü kendilerini çivileyenin Sabri olduğundan kuşkulanır. Kuşkuları gerçekleşince onu, gecenin geç saatinde, barda öldürür.

Çete, 50,000 dolarlık bir döviz kaçakçılığı işi üzerindedir. Bu işten sonra dağılma kararı alırlar. Bunu söylemek üzere o gece Güner'i görmeğe gelen Ali'ye kız, kendisinden nefret ettiğini açıklar. Oysa Ali, onu çamurdan çıkarmış bu duruma getirmiştir. Ama içkiyle boğmak istediği büyük bir yalnızlık içindedir Güner... Bunu, söylediği şarkılarda da dile getirir.

Ertesi gün Kaptan'la buluşan Güner, ilk kez mutluluğu tadar. Kendisini seven, ona bulunduğu çevreden, yalnızlıktan, içkiden kurtaracak Rıdvan'a bin canla sarılır. Rıdvan Birinci Kaptan'ın gönlünü ederek kızı gemide birlikte götürmeyi düşünmektedir.

Ali, Rıdvan'ın kızdan hoşlandığını anlar. Ona bu sevdadan vazgeçmesini, Güner'in kendisinden başkasına yar olamayacağını söyler. Kaptan direnince adamlarını üzerine saldırtır, Rıdvan da onları tek başına bir güzel döver. Öte yandan o gece Güner'in odasına çıkan Ali, kızdan hakaret görünce onu fena pataklar.

Bencuya'nın Polis tarafından yakalanması üzerine, çete döviz kaçakçılığından edindikleri paraları bölüşmek, sonra da izlerini kaybettirmek için, bir depoda toplanır. Ali Güner'e de depoya gelmesini söyler oradan birlikte kaçmayı önerir.
Güner'in geciktiğini gören Ali, arkadaşları-nı bırakarak kızın kaldığı otele gider.
Bunu, onun bir daha dönmeyeceği şeklinde yorumlayan çete üyeleri, Ali'ye düşen parayı da bölüşmek için bahane sayarlar. O sırada çıkan kavgada Sarı, Rıfat'ı öldürür. Kıl Şükrü’yle Feyzullah, bir kayık içinde kaçarlarken, aralarında kavga çıkar, ikisi birden denize yuvarlanırlar.

Güner, Rıdvan'la otelden çıkmış, bir sokağa girmekte iken Ali'yle karşılaşırlar. Çıkan kavgada iyice dayak yiyerek yere serilen Ali'yi orada bırakarak, iki sevgili gemiye binmek üzere sisli gecede uzaklaşırlar.

► Açıkça şunu söylemek istiyorum: Lütfi Akad “Yalnızlar Rıhtımı” nın rejisörü olarak mizansen bakımından son yıllar içinde gör-düğümüz en güzel Türk filmini verdi. Ama filmin konusu filmin mizanseninin iyiliği ölçüsünde kötüydü… Avant-Garde değil, ama klasik sinemaya, onun kurallarına iyice gönül vermiş, ona uyabilmiş de Akad… Heyecanlanıyorum. Bin defa “Yaşa” , bin defa “Varol” diye bağırmak geliyor içimden… (Ali Gevgilili, “ Lütfi Akad Olgunluk çağın-da”, Vatan Gazetesi)

YALNIZLAR RIHTIMI

Akad'ın İpek Film'e çevirdiği ikinci film, "Yalnızlar Rıhtımı"dır. Önce İhsan İpekçi'nin Atilla İlhan'a ısmarladığı bir senaryodan yapılması düşünülen film, sonradan Akad'ın gereksinmesiyle yeniden düzen-lenen bir senaryo göz önünde tutularak gerçekleştirilmiştir.

İhsan İpekçi, "Zümrüt" ve "Yalnızlar Rıhtımı" ile kendi sinemalarında Batı filmlerini izleyen seyirciye, aynı çeşnide "'superproduction" nitelikte iki film sunmak istemişti. Bunda da belli bir ölçüde başarı sağlamıştır..

Akad, senaryoda İlhan'ın getirmek istediği "Batıya özenip topluma yabancılaşan" tiplerin İzmir özlemini vurgulayan havayı kabul etmedi". Ona göre bu senaryonun içeriği yoktu. Bu yüzden mizanseni tüm olarak değiştirdiği gibi; Çolpan İlhan'ın Sadri Alışık'ın ve Vavuz Yalınkılıç'ın örneğini verdiği "toplum içinde olmasına karşın kendisini büyük bir yalnızlık içinde bulan; "Ozansı Gerçekçilik" akımının vurguladığı, bizden olmayan tiplerin yanısıra Osman Alyanak ve Melahat İçli'nin örneğini verdiği yüzde yüz bizden olan tipleri filme soktu. Doğal olarak bu da. bir tutarsızlık yarattı.  Filmin senaryosu, eleştirmenlerin tümünün vurguladığı gibi. Marcel Carné'nin "Quai des Brumes" (Sisler Rıhtımı'n-da [1938]) en iyi oluşturduğu "Ozansal Gercekçilik" akımının etkisiyle yazılmıştı. Bu yüzden de tutarsız, ayağı bu ülkenin toprağına basmayan bir konuyu işlemekteydi. Akad, bu senaryoyu üstlenmekle başında başarısızlığı kabullenmişti,


Yalnızlar Rıhtımı"nda düzgün, alımlı olan yönün, Lütfi Ömer Akad'ın mizanseni olduğu; rahat, akıcı ne yaptığını bilen; kamerayı, oyuncuları, dekoru, "hava"yı yerli yerinde kullanan bir mizansen anlayışının baştan sona kadar sürüp gittiği; daha filme bağlamadan her sahneyi, her sekansı eskizlerle canlandırdığı; mizanseni belki de yurdumuzda ilk defa olarak a'dan z'ye kadar düzenleyerek disiplinli bir çalışmaya girdiği; sonunda "Yalnızlar Rıhtımı"nın mizanseni, oyuncu yönetmeni, dekupajı ile Türk sinemasının ölçüleriyle birinci sınıf bir film olduğu belirtiliyordu 

Bu eleştirilere Atilla İlhan yanıtlar verdi. Bu yanıtlarda kendisinin getirmek istedikleriyle Akad'ın getirmek istedikleri arasındaki çelişkiyi vurgulamaya çalıştı. Senaryoda sezilen bu tutarsızlığa karşın filmin değerlendirmesini yapan eleştirmenler yapıtın "başarılı ya da "başarısız" olarak nitelenmesi üstünde sözbirliği sağlayamıyorlardı 

Blr yandan, filmde ikinci aksaklığın rejisör-den geldiği; senaryoya ritm kazandırabilecek bir planlamaya yönelmemiş olan rejisörün filmln ilk otuz dakikasından sonraki düşüşüne, Çolpan İlhan'ı verdiği Manakyan Tiyatrosuna has mizansenlerle yardım ettiği; romantizmin, ipin ucu kaçırılırsa, sinemayla bağdaşamayacak tek şey olduğu vurgulanır; on küsur yıllık sinema tecrübesl olan ve zaman zaman "Yeni Gerçekçi" meyiller taşıyan Lütfi Akad'ın bunu bilmemesinin mazur görülemiyeceği ileri sürülür. "Yalnızlar Rıhtımı"nın hem bir "suspence" filmi, hem bir romantik film hüviyetine büründüğü için, bir üslup bütünlüğüne kavuşabilmesinin imkansız olduğu söylenirken; öte yandan, "Yalnızlar Rıhtımı"nda düzgün, alımlı olan yönün, Lütfi Ömer Akad'ın mizanseni olduğu; rahat, akıcı ne yaptığını bilen; kamerayı, oyuncuları, dekoru, "hava"yı yerli yerinde kullanan bir mizansen anlayışının baştan sona kadar sürüp gittiği; daha filme bağlamadan her sahneyi, her sekansı eskizlerle canlandırdığı; mizanseni belki de yurdumuz-da ilk defa olarak a'dan z'ye kadar düzenleyerek disiplinli bir çalışmaya girdiği; sonunda "Yalnızlar Rıhtımı"nın mizanseni, oyuncu yönetmeni, dekupajı ile Türk sinemasının ölçüleriyle birinci sınıf bir film olduğu belirtiliyordu . Filmi büyük bir coşkuyla öven Ali Gevgilili, bir başka yazısında da, "... 


Lütfi Ö. Akad'ı "Yalnızlar Rıhtımı"ndaki birinci sınıf mizansen ve oyun yönetciliğini de gözönüne alarak I960 Türkiye'sinin 'en büyük rejisörü' diye gösterebiliriz. Geçtiğimiz yıl, bir 'Akad Yılı' idi" diyordu. Öte yandan filmin"Ozansı Gerçekçilik" akımının 'Türkiye'de oluşturulmuş bir ürünü olduğu üstüne genel anlamdaki görüşleri Akad, bir kalemde çizmek ister gibidir:

 "Filmin eleştirilebilir tarafı çok... Konunun getirdiği içerikten dolayı eleştirilebilir tarafı... Aslında bir şairane gerçekçilik değil... şairane gerçeksizlik demek lazım buna... Gerekslz bir şairanelik var... Bir özenli şairaneliği...",
Filmin musikisi. "leitmotif olarak kullanılan ve öğelerini Atilla İlhan'ın yazdığı "Yalnızlar Rıhtımı" adlı bir tango dışında türlü plaklardan derlenmiş ve bu musikiyi Hulki Sa ner düzenlemiştir.. Rıhtım barlarının teneke cazlarını anımsatan bir orkestranın, şarkıcı Yasemin Esmergül'in ağzından uyarlanan şarkılara eşlik ettiği ya da kendi başına çaldığı duyuluyordu filmde.
Film, biçimciliğin Türkiye ölçülerinde blr başyapıtı olmuş" ama, gerçeklen, senaryo yazarı ile yönetmenin duyarlılıklarının bir yön-de işlememesinden ve sinema anlayışlarının değişik olmasından ötürü, filmde, istenen öz ve biçim ilişkisi kurulamamıştı.

Akad, bir kalemde çizmek ister gibidir: "Filmin eleştirilebilir tarafı çok... Konunun getirdiği içerikten dolayı eleştirilebilir tarafı... Aslında bir şairane gerçekçilik değil... şairane gerçeksizlik demek lazım buna... Gerekslz bir şairanelik var... Bir özenli şairaneliği...",

► Yalnızlar Rıhtımı gösterim günlerde çeşitli tartışmalara yol açtı. Sinema eleştirmenleri tarafından övüldüğü gibi, acımasızca da yeriIdi. Özellikle de senaryo, eleştirilere gö-re, Marcel Carne'nin "Quai des Bri'ımes - Sisler Rıhtımı" (1938) adlı filminin etkisiyle kaleme alınmıştı. "Yalnızlar Rıhtımı" söz konu-su filmin oluşturduğu "ozansı gerçekçilik" akımından kaynaklanıyordu. Filmin senaryo yazarı şair Attila İlhan, bu eleştirilere çeşitli gazetelerde yanıtlar verip açıklamalarda bulundu. (Doç. Dr. Alim Şerif Onaran, Lütfi Ömer Akad'ın Sineması, E. Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi yayınları, 1977, sh. 78 - 81) “Agâh Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü”, 1.cilt”

► Attila İlhan'ın, böyle bir senaryoyu yazmasına, ciddiye almasına hayret etmekten kendimi alamıyorum. Atilla İlhan başka senaryolar yazıyorsa benden ona dost sözü, Batı'nın eski ekol rejisörlerinin pek belirli etkilerinden tamamen kurtarmadan kaleme sarılmasın. Daha da önemlisi senaryo düzenlenirken diyalog yazarken şairliğini tamamen unutsun. 1959 sinemasında bu biçim kelime oyunlarına, böylesine köksüz, empresyonist davranışlara artık hiç mi hiç yer kalmadı. (Semih Tuğrul, Film Tenkitleri, Tercüman g.) “Agâh Özgüç, a.g.e.”

► Açıkça şunu söylemek istiyorum: Lütfi Akad "Yalnızlar Rıhtımı"nın rejisörü olarak mizansen bakımından son yıllar içinde gördüğümüz en güzel Türk filmini verdi. Ama filmin konusu filmin mizanseninin iyiliği ölçüsünde kötüydü... Avant-Garde değil, ama klasik sinemaya, onun kurallarına iyice gönül vermiş, ona uyabilmiş de Akad... Heyecanlanıyorum, bin defa "yaşa", bin defa "varal" diye bağırmak geliyor içimden. (Ali Gevgilili, Lütfi Akad Artık Olgunluk Çağında; Vatan g.) “Agâh Özgüç, a.g.e.”



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder