Powered By Blogger

24 Ekim 2015 Cumartesi

ŞEHRAZAT (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Halit Refiğ
Kamera: Çetin Gürtop, Turgut Ören
Yapım : Günşıray Film /( Orhan Günşıray


Oyuncular: Orhan Günşıray, Leyla Sayar, Nilüfer Aydan, Gürel Ünlüsoy, Yüksel Tarı, Tülin Özbek, Tülin Elgin, Önder Somer, Gülbin Eray, Atlan Günbay, Atilla Sarar, Süha Doğan, Ertuğrul Bilda,


Konu: Geceleri bir lokalde striptiz ya-pan ağına düşürdüğü erkekleri öldüren bir hayat kadınının hikayesi.


► Şengün Kılıç Hristidis, Halit Refiğ ile yaptığı söyleşide film hakkına şunları yazıyor:


“Şehrazat'ın hazırlıkları başladı. Nilüfer Aydan ve Leyla Sayar ikilisi var. Gurbet Kışları'ndaki cinsellik meselesi öyle bir sarsıntıyarattı ki hem benim açımdan, hem de bana film yaptırmayı düşünenler açısından cinsellik bir koz olarak değerlendirilmekteydi. Şehrazat'ı yaparken ne düşündüm; konu yok ortada henüz, Orhan Günşiray benimle film yapmak istiyor kendi şirketi adına. Şöyle bir fikirden yola çıktım: Orhan Günşiray neyle meşhur olmuş, çapkın adam rolleriyle; kadınların çok hoşlandıkları, ilgi duydukları ve bir yataktan öbür yatağa giden, sevimli, çapkın, maceraperest adam. Onun karşısı-na öyle bir kadın çıkartayım ki, bu kadın erkek tüketen bir kadın olsun. Yani erkekleri bir gecelik kullanıp posasını çöpe atıyor. Şehrazat fikri böyle ortaya çıktı.


_ Orhan Günşiray'ın projeye yaklaşımı nasıl oldu? Halk öykülerinde böyle bir tip olmasına rağmen, o güne kadar sinemada alışılmış bir tip değil bu. Riski nasıl göze aldınız?


Ama şöyle bir durum var, sonunda kim kazanacak? Şimdi biz ne görüyoruz hikayede? Erkek tüketen kadın. Sonunda sıra Orhan Günşiray'a geldiğinde ne olacak? Sonunda Orhan Günşiray kazanıyor. Kadın kişiliği üzerine çok uğraştım. Netice itibariyle benim öteden beri ilgimi çeken Freudyen cinsel içgüdüler konusuyla çok ilgili bir tasarıydı. Orhan Günşiray'la da gerek senaryo; gerek çekim sırasında son derece uyumlu bir çalışmamız oldu, yapımcı olarak üzerimde hiçbir baskısı olmadı. Yalnız burada da tabii evdeki bazı hesaplar çarşıya uymadı. Gurbet Kuşları'nda çok ilgi toplayan mesele neydi? Sevda'nın göğüsleri. Burada da göğüsleri güzel bir hanım göğüslerini gösterelim dedik, mademki seyircide böyle bir eğilim var... Bu arada Leyla Sayar'ın çizdiği kadın tipinin tam karşıtı Nilüfer Aydan'ın oynadığı bir kadın tipi vardı, Orhan Günşiray'ın asıl sevgilisi. Adam ikisinin arasında kalmış. Elimden geldiği kadar entrikası güçlü bir konu tasarlamaya çalıştım. Fantastik öğeleri, gerçeküstü özellikleri ağır basan bir konuydu, başta Şehrazat karakterinin kendisi olmak üzere.


- Film gösterime girdiğinde tepkiler ne oldu?


Burada tipik olaylardan biri filmin ilk gösterildiği gece Lale Sineması'nda olan bir olay Orhan Günşiray'ın Leyla Sayar'la bir araya gelmeden önce başka zamparalıklarını görüyoruz, kadınlar üzerindeki etkisi, tıpkı oraya gelene kadar Leyla Sayar'ın erkekleri ağına düşürüp işini gördükten sonra posasını çöpe atması gibi. Orhan Günşiray'ın birlikte olduğu kadınlardan biri de Gülbin Eray. Bir sahne çektik, Gülbin Eray, Orhan Günşiray'ı etkilemek için bir sandal gezisinde sutyenini çıkartıyor. Bu sefer kaza ile değil ama! O sahneyi bekliyorum ilk gösterim gecesi. O sahne geldi, Gülbin Eray sütyenini çıkardı attı ve sinemadan, "Sansür... Sansür nerede" sesleri yükseldi. İçimden, "Size de bir türlü yaranılmıyor kardeşim" dedim. Netice itibariyle Şehrazat'ın başarısı da Gurbet Kuşları ve Şafak Bekçileri'nin başarısını egale eden bir başarı olmadı. Yani kağıt üzerindeki beklentileri o da karşılamadı ama netice itibariyle seyircinin yanda bırakıp çıktığı bir film olmadı. “Sinemada Ulusal Tavır, “Halit Refiğ Kitabı”

ŞAHANE ZÜĞÜRTLER (1964)


Yönetmen: Süreyya Duru
Senaryo “*” Erdoğan Tünaş
Operatör: Ali Uğur
Yapım: Duru Film / Naci Duru

Kurgu: Özdemir Arıtan, Yapım Sorumlusu: Fuat İmer, Reji Yardımcısı: Temel Gürsu, Remzi Jöntürk, Kamera Asistanı: Erhan Canan, Taner Öz, Negatif Kurgu: Ali Berkan, Laboratuar: Recai Karataş, Mihail Skarpedis, Işık Şefi: Hüseyin Özşahin, Ses Kayııt: Tuncer Aydınoğlu, Senkron: Taner Oğuz, Arif Özalp, Prodüksiyon Amiri: Abdullah Barut, Set Amiri: Burhan Yeşildağ, Şarkılar: Gönül Turgut

Oyuncular: Ayhan Işık (Fikret Soylu/Ahmet), Sezer Sezin (Leyla Soylu/Fatoş), Gürel Ünlüsoy (Metin Pastırmacıoğlu), Zerrin Arbaş (Sevim Pastırmacıoğlu), Ali Şen (Hüsmen Pastırmacıoğlu), Mürüvvet Sim (Şahande Pastırmacıoğlu), Hüseyin Baradan (Yusuf), Aziz Basmacı, Ahmet Turgutlu (Aşçı), Uğur Uyguner, Reşit Çıldam (Uşak Dilâver), Yıldız Kafkas (Necla), Tolga Tigin, Bülent Koral (Osman), Timuçin Caymaz, Necip Tekçe (Ayıboğan), Fuat İmer, Zeki Sezer, Muam-mer Gözalan (Avukat), Seşlâhattin İçseln (Ömer), Aziz Basmacı, Lütfi, Engin, Uğur Uyguner, Ersun Kazançel, Çetin Başaran, Temel Gürsu, Zeki Tüney (Ahmet)

KONU: Fikret ve Leyla Soylu, birbirine büyük bir aşkla bağlı bir çifttir. Adana'nın sayılı zengin ve hayır severlerinden olan bu çift bir dalavere sonucu tüm servetlerini kaybederler. Sadece iyi günde değil kötü günde de beraber yola devam etme kararı alıp, soluğu İstanbul'da alırlar. Amaçları başlarını sokacakları bir ev bulup, çalışıp, eski günlerindeki gibi olmasa da kendi yağları ile kavrulup hayatlarına devam etmektir. İlk akıllarına gelen, zengin bir ailenin yanına uşak ve hizmetçi olarak girmek olur. Böylece, yeni görme zenginlerden Hüsmen Pastırmacıoğlu'nun evinde çalışmaya başlarlar. Pastırmacıoğlu'nun karısı Şahende, kızı ve oğlu ile birlikte başlarına türlü komik olay gelir. Karı koca olduklarını gizledikleri için ailenin kızı Fikret'e, oğlu da Leyla'ya asılır. İki kardeş çiftimizi bir gece kulübüne davet ederler, amaçları hayatlarında belki de ilk defa böyle bir ortama giren bu iki insanın düştüğü durumla alay etmektir. Gece kulübünde kendilerini evvelden tanıyan bir ahbaplarına rastlayan Fikret ve Leyla, gerçeği itiraf etmek zorunda kalırlar.

Oynadıkları oyuna artık iki kardeş de katılacaktır. Günün birinde kendi iflaslarına neden olan Yusuf, Hüsmen Bey'i de kandırmak için evlerine gelince karı koca buna mani olmaya çalışacaklardır.

Ayhan Işık'ın 35, Sezer Sezin'in de 37 yaşındayken rol aldıkları bu filmde Sezer Sezin'i kendi sesi ile şarkı söylerken de izliyoruz. Rusların ünlü halk şarkılarından biri olan Oçi Çiorne'ye Türkçe söz yazılmış halinde şöyle seslenir Sezer Sezin;

Bir hayat vardı yaşadık seninle//İşte masalı, anlatayım dinle O günler neydi, herşey pembeydi//Şimdi artık oldu yazık Ah sevgilim sen varsın ya//Aldırmam ben hiç dünyaya Aşkın yoksa herşey gece//Gel yanıma gel ağla

Henüz 23 yaşındaki Zerrin Arbaş'ı ancak çok dikkatli gözler tanıyabilir.
Yeni zengin ailenin yanında hizmetçilik yapan çiftimiz görgüleri ve terbiyeleri ile ailenin güven ve sevgisini kazanırlar. Uşağımız Ahmet, koca karı tarifi amonyaklı, ispirtolu, barut karışımlı bir ilaçla efendisinin baş ağrısını geçirmekle kalmaz, davete giderken papyonunu dahi düzeltip şöyle der mesela; Papyon kelebek gibi olmalı, mendil de (yaka cebindeki) yakanıza konmuş bir martı. Hizmetçimiz Fatoş'a kocasının altı aydır kendisine yanaşmadığından dert yanan evin hanımı Şahende'ye müthiş bir önerisi olur; Ayrı odalarda yatan karı kocayı aynı odada buluşturmak için Hüsmen Bey'in yatağına bir kova su döker. Hüsmen Bey de mecburen karısının odasında gider. Aklı bir karış havada çocuklar da çiftimizden nasiplerini alırlar. Boksa meraklı Metin'in ısrarları karşısında Ahmet Metin ile dövüşür ve onu yere yıkar. Fatoş ve Sevim'in girdiği iddia sonucu; nakavt olan Metin'in başucunda sevimli çiftimiz ikramiye alacakları için sevinç içindedirler.Hüsmen Bey, işe alacağı sırada Ahmet ve Fatoş'dan (gerçek isimlerini söylemezler) bonservis ister. Oynadıkları oyuna artık iki kardeş de katılacaktır. Günün birinde kendi iflaslarına neden olan Yusuf, Hüsmen Bey'i de kandırmak için evlerine gelince karı koca buna mani olmaya çalışacaklardır.

_____________________________________________


“*”Jacques Deval’in “Towarich” isimli tiyatro oyunundan. Aynı zamanda “Şahane Züğürtler” Haldun Dormen tarafından 1963 ve 1993 yıllarında iki kez sahnelenmiştir. Şahane Züğürtler'deki Prens Mikail en çok severek oynadığı rol. Haldun Dormen Prens Mikail'i şöyle tanımlıyor anılar kitabında: "Herkese seslenebilen bir yönü vardı. Çarlık Rusyası'nın asilzadesi olmasına rağmen, elin-deki parayı çağdaş Rusya'ya vermekten çekinmeyecek kadar büyük bir insandı Prens





ŞAFAK YILDIZI (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Rahmi Kafadar
Kamera: Dinçer Önal
Yapım:Hilal Film / Feyturiye Esen


Oyuncular: Fikret Hakan, Hilal Esen, Aysel Tanju, Hüseyin Baradan, Muazzez Arçay, Faik Coşkun


Konu: Karısının ölümünden sonra eş olarak kabul ettiği kadın yüzünden her şeyini kaybeden baba ve kızının dramı

SUÇLULAR ARAMIZDA (1964)

Senaryo ev Yönetmen: Metin Erksan
Foto Direktörü Mengü Yeğin
Müzik Derleme: Fecri Ebcioğlu
Yapım: Birsel Film / Nüzhet ve Özdemir Birsel


Sesleri Alan: Tuncer Necmioğlu, Laboratuvar: Mihal Skarpetis, Montaj: Özdemir Arıtan, Negatif Montaj: Ali Berkan, Senkron: Arif Özalp, Taner Oğuz, Prodüktör Amiri: Saltuk Kaplangı, Kamera Asistanları: Taci Saraç, Tosun Bayrı, Set İşçileri: Suat Yavaş, Erol Kesler, Muammer Hucuptan, Işık: İlhan Özakova “Şimşek Prodüksiyon”,
/Acar Film Stüdyosunda hazırlanmış ve seslendirilmiştir.)


Oyuncular: Ekrem Bora, Belgin Doruk, Leyla Sayar, Tamer Yiğit, Atıf Kaptan, Gülben Akkaya, Hakkı Haktan , Erol Taş, Neşet Özince, Osman Türkoğlu, Feridun Çölgeçen, Faik Coşkun, Ahmet Turgutlu, Sabahat Işık, Hamdi Şarlıgel, Cihat Özsu,


Konu: İstanbul'un zengin bir ailesinin konağında oldukça kıymetli olduğu söylenen bir kolye çalınır. Hırsızın evin içinden bir kişi olduğu düşünülmektedir. Ancak şüpheler-de sınıf farkları hemen göze çarpar. İşin ilgici kolye sahtedir


ÖDÜL;


 2. İzmir Film Festivali (1965)


► Metin Erksan “En Başarıılı Yönetmen”


 Milano Film Festivali (1965)


► “En iyi Sosyal konulu film” ödülü


 "Suçlular Aramızda", "Susuz Yaz"ın başarısından sonra merakla beklenmeye başlandı. Kimilerine göre büyük bir hayal kıırıklığı olan film, sahte bir kolyenin etrafında dönüp dolaşan olaylar, aşklar, ölüm ve kişilerin hikâyesiydi. Filmde burjuva ve alt kesimin hayatlarından kesitler veriliyordu. "Suçlular Aramızda"nın hikâyesini Metin Erksan şöyle anlatıyor:


“Birsel Film bir yarışma açtı; ikramiyesi de çok büyük. Bir senaryo yarışması. Ancak kurul gelen hikayelerden hiçbirini beğenmedi. Daha doğrusu birini beğenmişler ama, Birsel Filmin yöneticisi 'Ben bunu çevirmem' demiş. Benim de kanaatim o yöndeydi. İş kaldı başa. Ben de oturdum, 'Suçlular Aramızda'yı yazdım.


O zaman itibarlı aileler vardı. Müthiş zengin aileler, bir sınıf türüyor Türkiye'de. Bunlardan bir isim de Gülbekyan. Gazetelerde okudum. Gülbekyan bir tarihte gelinine çok değerli bir kolye hediye etmiş. Gel zaman, git zaman, kolye çalınmış, ama hırsızlar satmaya çalıştıklarında şoke olmuşlar, çünkü kolye sahte çıkmış. Gelinine sahte kolye hediye etmiş Gülbekyan. Ben bu olayı çok sevdim. Böyle bir rezillik olmaz. Film de bunun üzerine kurulu. Büyük bir taşlama var.


Gerçi ben filmi şimdi çeksem aynısını yapmam tabii ki ama, yine de o zamanın şartları içinde biçimini k sevdiğim filmimdir. Film bitti, gösterime girdi, hiç ses seda yok, olumlu olarak diyorum. Aksine sinema yazarlarının 'Nedir bu ya?' gibisinden bir tavırları var. Hem de ilerici, devrimci geçinen sinema yazarları bunlar. Hiçbir şekilde anlamadılar ne söylediğimi.”

Suçlular Aramızda"nın basında çıkan eleştirileri o yılların sinema eleştirmenlerinin filme nasıl yaklaştığını, filmde anlatıImak istenenlere ne kadar uzak kaldıklarını göstermektedir. Sözgelimi 1964 yılında Ses dergisi "Türk Sinemasında Kleptomani" başlığıyla Türk filmlerinin konularının, bazı sahnelerinin ya da bazı planlarının hangi yabancı filmden çalındığını anlatan bir yazı yayınlanmıştır. Bu yazıda "Suçlular Aramızda" filmindeki bazı sahnelerin yabancı filmlerden taklit edildiği örnek fotoğraflarla gösterilir:


Bir yabancı rejisör, filminde Catherine Spaak'ın çıplak vücudunu kağıt paralarla örter. Yerli sinema rejisörü Metin Erkksan bir film yapar. 'Suçlular Aramızda' adlı filminde o da Leyla Sayar'ın çıplak vücudunu kağıt paralarla örter. Bu çeşit davranışlara dünyanın hiçbir yerinde sanat demezler, "Başkalarının buluşunu kendi adına tescil ettirme' derler... 'Suçlular Aramızda' filminde bir de kilise sahnesi vardır. Belgin Doruk ve Tamer Yiğit, Ayasofya arkasındaki Aya Irini Kilisesi'nde buluşup konuşurlar. Bu sahne de Roger Vadim'in "Sensiz Yaşayamam" adlı filminde vardır. Hıristiyan oyuncunun Hıristiyan memleketinde kilisede buluşması, filmin konusuna gayet manalı bir şekilde uymuştur. Ama sanat tarihi ve arkeoloji öğrencileri gibi inceleme ve ders yapmak zorunda olmayan Türk ve Müslüman aşıkların, niçin orada buluştukları sorulduğu zaman akla 'Taklitten başka bir şey gelmemektedir. Bir de vaktiyle Metin Erksan'ın sanat tarihi tahsil etmiş olmasının tesirleri düşünülebilir.
Aynı yıl Coşkun Şensoy, "Gördüğümüz Filmler" adlı köşesinde "Suçlular Aramızda" için; "Ona da filme faydalı olan üstün bir reji, cesur bir kamera çalışması ve duygulu bir mekan anlayışı, Sonra yer yer alışılmış kalıplara uyan dağınık anlatımlı bir hikâye ve silik denebilecek bir oyun var" ifadelerini kullanarak o yılların sinema yazarlarına bir başka örneği teşkil eder.


Metin Erksan'ın bu filminin doğru dürüst anlaşılamamasının nedenlerinden biri o yıllarda sinema yazıları yazan eleştirmenlerin filmlere bakış açısıyla ilgili olduğu kadar, o yıla kadar Türk sinemasında hemen hemen hiç kullanılmayan metaforlar kullanması da olmuştur. Yönetmen, zenci jigolo, kurukafa, dünya haritası ve küre gibi metaforlarla ilk kez sinema seyircisinin karşısına çıkarak bunlarla bir mesaj vermeye çalışır.


Metin Erksan, zenci jigoloyu kuşkusuz ki, seks aracı olarak kullanmıştır. Nükhet'in, evinde bir zenciyle yaşamasını ve onunla aşk yapmasını, gerek Nükhet'in kadınsı bir içgüdüsü, gerekse bilinçli bir davranışı olarak kabul edin, sonuç değişmiyor. Nükhet, böylece sadece parası için katlandığı ama, asla sevmediği Mümtaz'a en büyük hakareti ettiğini biliyor. Kuşkusuz ki, Mümtaz, eve gizlice girip kolyeyi çalmaya kalkıştığı gün bir zenciyle değil de bir beyaz jigoloyla karşılaşsaydı bu kadar aşağılanmış olmayacaktı. "Neden zenci" sorusunun bir başka cevabı da, Nükhet'in zenci Yahya'ya bir köle gibi davranışının altında yatıyor olabilir. Bu cevap kuşkusuz ki ilki kadar yeterli değildir.


Dünya haritası ve Mümtaz'ın toplantı masasında döndürdüğü küre metaforu, yüceliği simgeliyor. Mümtaz, bu simgeyle dünyanın merkezi olduğuna hem kendisini, hem de çevrelerindekileri inandırmaya çalışıyor.Kurukafa ise Mümtaz'ın ne kadar merhametsiz olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. Ekrem Bora'nın canlandırdığı Mümtaz karakteri merhametsizliğin canlı örneği gibidir. Mümtaz, sadece metresine karşı değil, karısına, hatta babasına karşı ahlaksız ve merhametsiz davranışlar sergileyerek bunu ispatlar. Metin Erksan, filmde Mümtaz'ın gösterdiği merhametsizliğin aksine tüm merhametini film bittikten yıllar sonra kendi oyuncularına gösterecektir. Bunu filmin bazı sahnelerine sansür uygulayarak gerçekleştirir. Kendi deyimiyle filmini "altın makas"la keser. Film özel gösteriler dışında sinemada ya da televizyonda gösterilirse, seyirciler Leyla Sayar'ın çıplak sahnelerini ve Mümtaz'ın sekreteri ile sevişme sahnelerini göremeyecekler. Çünkü, bu sahneler filmin rejisörü tarafından filmden çıkartılmış:



Leyla, biliyorsunuz azize oldu, yani evIiya olduğunu söylüyor. Öyle diyorsa öyledir, ben işin bu tarafıyla ilgilenmem. Ben Leyla'yı çok severim. En büyük prensiplerimden sevgim ve sevdiklerimin menfaati için vazgeçebilirim. Leyla'ya zarar vermemek için bu sahneleri ben kestim. Leyla'nın bir kez daha çıplak görünmesine müsaade etmedim. Sekreter rolünü oynayan Gülben Alpkaya da benim çok sevdiğim bir arkadaşımla evlendi. Istedim ki Gülben'in o sahnesi olmasın, evliliklerine bir zarar gelmesin. Her ikisinin de bu sansürden haberi yok. Ben merhamet, sevgi, dostluk, arkadaşlık adına kendi filmlerime rahatlıkla sansür uygulaya

bilirim. “Birsen Altıner, “Metin Erksan Sine-ması” syf,64

SON TREN (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Nejat Saydam
Eser: Esat Mahmut Karakurt
Görüntü Yönetmeni: Melih Sertesen
Yapım : Acar Film / Murat Köseoğlu
Sesleri Alan: Tuncer Aydınoğlu,


Oyuncular: Tamer Yiğit (Rıdvan), Neriman Köksal (Nevzat), Hülya Koçyiğit (Pelin), Ulvi Uraz (İzzet), Hüseyin Baradan (Çete Üyesi), Reha Yurdakul (Komiser Nazım), Sami Hazinses, Cevat Kurtuluş (Hakkı), Osman Türkoğlu (Emniyet Görevlisi), Necdet Tosun Balıkçı), Ahmet Turgutlu (Akrep Kuyruğu), Muammer Gözalan (Haşim), Mustafa Yavuz (Çete Üyesi), Mahmure Handan (Hizmetçi), Zeki Sezer (Emniyet Görevlisi)


► “Genç ve yakışıklı bir delikanlının, arzularına yenik düşen bir kadının nasıl tuzağına düştüğünü ve aşkı için yaptığı fedakârlıkları anlatan” bu filme ait romanın arka kapağında şu açıklama yer almaktadır:
Yazıhanenin köşesinde koltukta oturan kadın, genç adama sordu: - Demek kötü ruhlu bir kadına tutuldunuz ?


- Genç adam alakasızca omuzlarını kaldırdı ve gülümsedi:


Ruhunu hala tetkik etmiş değilim tutulduğum kadının! Zaten hangi erkek, sevdiği kadının evvela ruhunu tetkik etmeğe kalkar. (Romanın Arka Kapağı)

Roman/Filmin Özeti:  

Rıdvan genç, yakışıklı bir üniversite talebesidir. Genç bir kadına delicesine aşık olmuştur fakat bu kadın evlidir. Bu aşktan kurtulmak için tek yolun bir hapishaneye girmek olduğunu düşünür. Bunun için bir avukat yazıhanesine gider ve orada avukat İzzet Bey ile tanışır.

Rıdvan, avukat yazıhanesindeki avukatın karısı olan Nevzat Hanım’ın ilgisini çeker. Nevzat Hanım Rıdvan’ı bu konuda konuş-mak için akşam yemeğine davet eder. Nevzat Hanım yaklaşık kırk yaşlarındadır fakat genç bir kızın sahip olabileceği kadar alımlı ve güzeldir. Avukat işleri nedeniyle yemeğe katılamayacağını söyler. Rıdvan Nevzat hanım ve İzzet Bey’in mal varlığının bir hayli fazla olduğunu öğrenir fakat bu servetin avukatlıktan kazanılan paralarla olamayacağını anlar. Bu servet Nevzat Hanım’ın kendi paralarıyla oluşturulmuş bir servettir. Nevzat Hanım’ın evi bir hayli ürkütücü bir yerdir. Evin hizmetkarlarının hepsi iri yarı, çirkin erkeklerdir.


Nevzat Hanım aslında Rıdvan’dan çok etkilenmiştir. Rıdvan ise yakalandığı bu aşk belasından biran evvel kurtulmak için Nevzat Hanım’ın peşinden gelmiştir ve kendisine yardım edeceğini düşünmektedir. Evde Nevzat Hanım’a delicesine aşık bir uşak vardır. Nevzat Hanım’ı Rıdvan’dan çok kıskanmaktadır. Rıdvan bu evde gizemli bir şeyler olduğunu evde olan bazı garip olaylardan dolayı sezmeye başlamıştır. Rıdvan evden gitmek ister fakat dışarıda yağmur yağmaktadır ve vapur seferleri de durmuştur. Nevzat Hanım gece ilerledikçe bütün cazibesini kullanarak Rıdvan’I etkilemeye çalışmaktadır. Gece Nevzat Hanım Rıdvan’ı baştan çıkarmak için odasına gelir. Rıdvan ise böyle bir ilişkiyi reddetmektedir. Evin uşağı bütün hiddeti ve kıskançlığı ile Rıdvan’ın odasına girer ve Rıdvan’ın üzerine saldırır. Nevzat’ın kışkırtmasıyla Rıdvan çekmecedeki tabancayı alır ve uşağa ateş eder. Rıdvan uşağın öldüğünü zanneder fakat uşak sadece yaralanmıştır. Nevzat’ın eline büyük bir fırsat geçmiştir. Rıdvan’ı artık kolaylıkla kendine kul köle yapabilecektir. Uşağın öldüğünü, idam ya da kendisinin kölesi olması arasında bir seçim yapması gerektiğini söyler. Rıdvan ise çok çaresiz kalmıştır. Nevzat Hanımla yaşamaya ve onun her dediğini yapmaya razı olur. Nevzat Hanım parasıyla her şeyi elde edebileceğini düşünmektedir.


 Nevzat Hanım aslında bu serveti yasadışı işler yaparak kazanmaktadır ve adeta bir mafya lideridir. Rıdvanı’da kendisine bağlayarak tüm arzularını tatmin etmeyi planlamaktadır. Rıdvan’dan sıkılınca onu da harcayarak başka birisini tuzağa düşürecektir.

Nevzat servetine servet katma hayalindedir. Rıdvan’ı Adanalı bir milyonerin kızıyla evlendirecek ve her ikisini de ortadan kaldırarak servetlerini ele geçirecektir. Rıdvan’ı bu kızla evlendirecektir fakat asla Rıdvan’ı bırakmayacaktır. Rıdvan İzzet Bey’in bir avukat olmadığını öğrenir. Sadece çetenin faaliyetlerini gizlemek, polisi şüphelerden uzak tutmak gayesiyle, tedarik edilen bir takım sahte evraklarla İzzet avukat olarak gösterilmiştir.
Rıdvan bir tesadüf sonucu müthiş bir felakete sürüklenmiştir. Nevzat hanım onu tamamiyle avuçları arasına almıştır. Onu bir katil olduğuna inandırmak suretiyle her türlü özgürlüğünü elinden almıştır. Rıdvan’ı arzularının ve ihtiraslarının adi bir aleti haline getirmiştir. Nevzat Hanım Rıdvan’ı Adanalı milyonerin kızı ile tanıştırır ve onunla evlenmesi için Rıdvan’ı zorlar. Rıdvan ise bu kızı mahvetmemek istememektedir. Bu yüzden Nevzat’a karşı çıkar fakat Nevzat tehditlerine devam eder. Nevzat Adanalı milyonere Rıdvan’ı övmektedir. Adanalı milyoner ise Rıdvan’ı damadı olarak görmek ister. Gün geçtikçe Rıdvan Pelin’le daha çok ilgilen-meye başlamıştır. Rıdvan artık Nevzat’ın yanına gitmemektedir. Bu durum Nevzat’ın hiç hoşuna gitmemektedir. Pelin gayet mutludur ve her şeyden habersizdir. Rıdvan’a aşık olmaya başlamıştır. Rıdvan da bu kıza karşı bir şeyler hissetmektedir. Fakat onu mahvetmek, sahtekarlık, hainlik yapmamak için onunla evlenmek istememektedir fakat eli kolu bağlıdır. En sonunda Rıdvan Pelinle çaresizce evlenmek zorunda kalır. Rıdvan artık Peline aşıktır ve onun kılına bile zarar gelmesini istemez. Henüz balaylarını yaparken Rıdvan Pelin’in babasını ölüm haberini alır ve çılgına döner. Onu kimin öldürttüğünü çok iyi bilmektedir. Sıranın Peline de geleceğini bilmektedir. Bu yüzden bir an önce Nevzat’dan uzaklara gitme kararı alır. Bunun için İsviçre’ye birtren bileti alır. 


Nevzat onların İsviçre’ye kaçacağını öğrenir ve çılgına döner. Yanına yaralanan uşağını da alır ve Pelin’i öldürmek için Rıdvanların evine baskına giderler. Kıskançlığı ve kini hat safhaya ulaşmış olan Nevzat Rıdvan’ı elinden aldığı için Pelin’i öldürmek ister fakat Rıdvan karısına sarılarak buna izin vermez. Tam bu sırada polisler eve baskın yaparlar ve Nevzat’a ve uşağına teslim olmalarını söylerler. Nevzat Hanım’ın gözü dönmüştür fakat bu fedakarlık ve aşk karşısında daha fazla dayanamaz ve ağlamaya başlar. Pelin’i vurmaktan vazgeçer. Artık hapishanede yaşamaktansa ölmeyi tercih eder ve uşağına kendisini vurmasını emreder. Uşak ise bir an için kararsız kalır fakat önce Nevzat’ı vurur daha sonra kendisi de intihar ederek ölür. Bu olaydan sonra Rıdvan artık özgürdür ve Pelinle mutlu bir yaşam sürerler.

SON KARAR (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Cevat Okçugil
Operatör: Nejat Okçugil
Yapım: Hülya Film/Emin Demirtay


Oyuncular: Özkan Yılmaz, Muhterem Nur, Öztürk Serengil, Aziz Basmacı, Renan Fosforoğlu, Kadri Ögelman, Hülya Demirtaş, Orhan Alkanat, Adile Naşit, Muazzez Arçay


Konu: Masum bir genç kızı tuzağına düşüren zengin bir adamla, kızı kurtarmaya çalışan gencin öyküsü
.

SOKAKLARIN KANUNU (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Aram Gülyüz “Auguste Le Breton’un “La Loi Des Rues” isimli romanından uyarlama ”
Görüntü Yönetmeni Memduh Yükman
Yapım: Melek Film / Şahan Haki


Oyuncular: Tanju Gürsu (Metin Gündoğdu), Ajda Pekkan (Emine), Sadri Alışık (Ertuğrul), Sevda Ferdağ (Semra), Kadir Savun (Asım baba), Hayri Esen, Feridun Çölgeçen (Feridun), Hasan Ceylan (Selim’in adamı), Hakkı Kıvanç, Afif Yesari, Hüseyin Zan, Ali Seyhan (Barbutçu), Eşref Vural, Yaşar Şener (Pavyon müşterisi)


Konu: Arkadaşlık teması üzerine kurulu. Verilen adrese gelen toy bir delikanlı olan kaçak Metin'in Yakışıklı'ya sığınması filmin açılışı olur. Aksilik bu ya her ikiside baldırı çıplaktır. Kaynaşmaları çalıp çırparak buldukları paraları hemen harcamaları felsefeleri olur. Filme şekil verip akıbetinide tayin eden günün her saati köhne meyhaneye postu serip kendine pazarlamacı arayan eroin tüccarı Salim'dir.

SIKI DUR GELİYORUM

Yönetmen: Nişan Hançer
Senaryo: Erdoğan Tünaş
Kamera: Ali Uğur, Dinçer Önal
Yapım: Fer Film / Fahriye Tamkan
(Yıldız Film Stüdyosunda Hazırlanmıştır)


Işıklar: Kemal Tüfek, Sesleri Alan: Marko Buduris, Montaj ve Senkron: Diamandi Filmeridis, Süleyman Karakaya, Laboratuar: Cemil Orhon, Erol Yıldırım, Uğur Sürey, Prodüksiyon Asistanı: Sadri Karan, Reji Asistanı: Nazif Kurthan,


Oyuncular: Sadri Alışık (Ahmet Savaş), Evrim Fer (Nevin), Cüneyt Arkın (Murat), Hayri Caner (Horozoğlu), Diclehan Baban (Lastik Fatma), Rengin Arda (Düriye), Kadir Savun (Ömer), Vahi Öz (Osman Altınzade), Sadri Karan (Patron), Hüseyin Zan (Ali), Kâzım Kartal (Barbut Osman), Yaşar Şener (Üçkağıtçı), Hakkı Kıvanç (Zarfçı Bekir), Küçük Yıldızlar: Gökhan Tamkan, Mehmet Güler, Kırmızı Turplar,


Konu: Çapkın patronlardan bıkan Evrim Fer, Cüneyt Arkın’da gerçek aşkı bulur…

SEN VUR BEN KIRAYIM (1964)

Yönetmen: Aram Gülyüz
Senaryo: Bülent Oran
Kamera: Memduh Yükman
Yapım: Metro Film/Aram Gülyüz 


Oyuncular: Tanju Gürsu (Hüseyin), Selma Güneri (Tülin), Pervin Par (Selma), Aysel Tanju (Nilgün), Suphi Tekniker (Sami), Mahmure Handan (Hala), Hüseyin Güler (Cemil), Hüseyin Salıcı (Sebati), Mustafa Dağhan (Yakup), Renan Fosforoğlu (Emniyet Amiri), Ali Topuz, Ali Seyhan, Hakkı Kıvanç, Bedros Çiçekyan, Nubar Kamçılı, Hüseyin Zan (Sivil Polis), Ahmet Koç (sivil polis)


Konu: Kirli ilişkiler içinde olan bir doktorla, öldürdüğü genç bir kızın öyküsü.

SEKİZ KURUŞ “BASKIN” (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Hicri Akbaş
Operatör: Rafet Şiriner
Yapım: Cihan Film / Suzan Yakar


Oyuncular: Gül Azme, Muzaffer Tema, Atilla Dinçer, Muazzez ArçayAtilla Dinçer, Mürvet Seyfioğlu,


Konu: Uçak kazasında ölen baba-kızın dramatik öyküsü.

SATILIK KIZLAR/ BEN KÜSKÜNÜM FELEĞE (1964)

Yönetmen ve Senaryo: Süha Doğan
Kamera: Şevket Kıymaz
Yapım: Ünal Film/Ali Ünal


Oyuncular: Tamer Yiğit, Semra Sar, Sevda Nur, Mümtaz Ener, Candan Sabuncu, Sevil Candan, Özdemir Han, Vahi Öz, Ersun Kazançel, Mualla Sürer, Mine Soley, Asım Nipton, Şarkılar: Sevim Şengül

SAHTE SEVGİLİ (1964)

Yönetmen: Burhan Bolan
Senaryo: Sadık Şendil
Kamera: Ali Uğur
Yapım: Bolan Film / Burhan Bolan


Oyuncular: Gönül Yazar (Meral/Nilgün), Tanju Gürsu (Orhan), Nejat Çetinok (Sadık), Mualla Sürer (Melahat), Vahi Öz (Sadullah), Nubar Terziyan (Kuyumcu), Ersun Kazançel (Kemal), Selim Naşit (Vedat), Fuat İmer, Necdet Tosun, Danslar: Tanju Tamara


Konu: Sevdiği iki kızkardeş arasında bocalayan aşık gencin aşk öyküsü.

SAHİLDEKİ CESET (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Natuk Baytan
Operatör: Kaya Ererez
Yapım: Doğan Film


Oyuncular: Erol Taş, Oktar Durukan, Gülbin Eray, Danyal Topatan, Hakkı Haktan, Alâattin Altıok, Meral Aşkın



Konu: Bir ceset ve onun mirasına konmak isteyen üç arkadaşın öyküsü.


 1. İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliği 1965


► Erol Taş “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”; 

► Natuk Baytan “En İyi Senaryo” 
► En İyi 2. Film

POYRAZ OSMAN (1964)

Yönetmen: Sırrı Gültekin
Senaryo: Sami Ayanoğlu
Eser: Muvaffak İhsan Garan
Kamera: Ali Uğur 

Yapım  S. Suudi Yılmaz 

Sesleri Alan: Ferruh Kırmaz, Senkron Montaj: Erdoğan Esenboğa, Labortauvar: Feyzi Hamurcu, Sedat Tuncel, Negatif Montaj: Oral Özütürk, Işık: Kemal Tüfek

(“Oznur Film”, Halk Film Stüdyosunda hazırlanmıştır)

Oyuncular: Hüseyin Peyda (Poyraz Osman), Evrim Fer (Fatma), Aliye Rona (Fatma’nın annesi), İbrahim Delideniz (Abdullah Bey), Bülent Oran (Avukat Tahir), Şaziye Moral (Teyze), (Teyze), Öztürk Serengil (Şikeci), Şaziye Moral, Halide Pişkin, Mustafa Yavuz (Bahisci), Mehmet Aslan (Seyis), İhsan Devrim (Mehmet), Şevket Tanju, Oral Öztürk, Hüseyin Teker, Hayri Esen (Cemal Kaptan), İhsan Aşkın (Kâhya), Halide Pişkin (Hacer), Rıza Tüzün (Doktor), Asım Nipton (Bahisci), Osman N. Ergün (Şikeci), Rıza Tüzün, Nuri Ergün, Asım Nipton, Ahmet Tanju, S. Suud, Yılmaz,


Konu: Hasta olan karısının iyileşmesi için yarışlarda hile yaparak,ömür boyu yarışlardan uzaklaştırılan Poyraz Osmanın dram öyküsü

PRANGASIZ MAHKUMLAR (1964)

Yönetmen: Orhon M. Arıburnu
Senaryo: Orhon M. Arıburnu, Yılmaz Güney
Görüntü Yönetmeni: Ali Uğur
Yapım: Ömay Film / Ömer Aykut


Oyuncular: Yılmaz Güney, Filiz Akın, Erol Taş, Yusuf Sezgin, Selma Ertürk, Faruk Panter, Bülent Koral, Saim Ertürk, Behice İmer, Nezihe Güler, Hakkı Haktan, Ali Seyhan, Faik Coşkun, Hayri Caner, Şükrü Rodop, Türküler: Nuri Sesigüzel,


Konu: Rıfat (Yılmaz Güney), bir süreden beri yattığı Bursa Hapishanesi'nden çıkar. O da bazı mahkûmlar gibi Cumhuriyet'in 38. yılı nedeniyle çıkarılan af kanunundan yararlanmıştır. Mahpus damı altında alıştığı, dertlerini paylaştığı arkadaşlarından ayrılmak zor olmuştur. Mahkûm dostlarından birinin ricasını da kıramaz; oğluna, hapishanede tahtadan yaptığı oyuncak arabayı götürecektir.
Rıfat, özgürlüğüne kavuştuğu gün, bütün yurtta Cumhuriyet'i kutlama törenleri düzenlenmiştir. O da kalabalığa karışıp, bir süre askeri töreni izler. Birden kalabalık arasında sarışın bir kızla göz göze gelir. Kız, köyündeki ağanın kızı Şadıman'dır (Filiz Akın). Babası Kitapoğlu Ağa da yanındadır. Şadıman heyecanlı, baba kızgındır. İki gencin bakışmalarını fark etmiştir baba. Kitapoğlu Ağa (Erol Taş), kızını çekiştirerek kalabalıktan uzaklaştırır.
Rıfat önce annesini, kız kardeşini ziyaret eder. Küçük erkek kardeşi ona bir kuş kafesi armağan eder. Rıfat, kuşu kafesten çıkarıp uçurur, o da kendisi gibi özgürdür artık. Rıfat'ın hapisten çıkıp kasabaya gelişi ağanın ve adamlarının hoşuna gitmez. Kızı Şadıman'ın Rıfat'a âşık olduğunu bilir çünkü. Yıllar önce kızını istemeye geldiğinde, ağa bu evliliğe karşı çıkıp beraberliklerini engellemiştir. Şimdi de Rıfat korkusuyla kızının evden çıkmasını yasaklar. Onu bir odaya hapsetmiştir.


Rıfat, ağanın bu tavrı karşısında İstanbul'a gidip çalışmaya karar verir. Bavulunu hazırlayıp yola çıktığında, Kitapoğlu'nun üç adamı yolunu keser. Saldırıya uğrayan delikanlı, yoldan geçen bir avcı tarafından kurtarılır. Tekrar eve döner. Bir kahvede saldırganları yakalayıp döver. Hıncını almıştır. Trenle İstanbul'a giden Rıfat, hapishane arkadaşının (Hakkı Haktan) oğlu Hüdaverdi'yi bulup tahta oyuncağı teslim eder. Sözünü yerine getirmenin rahatlığı içindedir. İstanbul'da iş arayan Rıfat, sonunda şoförlük yapmaya karar verir. Oğlu gibi sevdiği Hüdaverdi'nin babası. ölünce ona sahipve onu yanına alır. Şoförlüğünü yaptığı kamyonun adını da Hüdaverdi koyar.


Kasabada ise Kitapoğlu işi azıtmıştır. Köylüleri borçlu çıkararak topraklarına, tarlalarına haciz koydurur. Ağa'nın amacı, hileyle, kaba güçle köylülerin geçim kaynağı olan tarlaları ele geçirmektir. Rıfat, köyünü ziyarete geldiğinde Ağa'nın, borçlu çıkardığı tarla sahipleriyle tartıştığını görür. Ağa haciz işlemleri için avukatını da yanında getirmiştir. Şadıman, Rıfat'ı görmek için evden çıkar. Rıfat, köylülerin önünde Ağa'nın tüm foyasını ortaya çıkarır.


Ağa aynı zamanda bir ırz düşmanıdır. Hasan'ın kız kardeşi Nesrin'i evlendirmek için, çiftliğinde çalışan delikanlıya kaçırtır. Sonra da kızı kendine metres yapmak için delikanlıyı (Yusuf Sezgin) hapse attırır. Bu tartışma sırasında köylüler küreklerle Ağa'nın üzerine yürürler. Ağa'nın bir adamı, traktörü köylülerin üzerine sürer. Ağa silahını çekip Rıfat'ı vurur. Ortalığın karıştığı sırada Kitapoğlu da traktörün altında kalıp ezilir. Olayı korkulu gözlerle izleyen Şadıman ağlar, kahkahalar atar. Rıfat, diye diye, çıldırmıştır. “Agah Özgüç, “Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney

PLAJDA SEVİŞELİM/NEŞELİ AŞIKLAR

Senaryo ve Yönetmen: “*” Orhan Elmas
Foto Direktörü: Turgut Ören,
Yapım: Suna Film / Aziz Sarıkaya


Oyuncular: Ajda pekkan, Ekrem Bora, Erol Büyükburç, Gürel Ünlüsoy, Nevzat Bilsel, Ali Şen, Tevhit Bilge, Necdet Çağlar, Ersun Kazançel, Feridun Çölgeçen, Hayri Caner, Renan Fosforoğlu, Sevim Emre, Nigün Esen, Seher Şeniz, Nilüfer Koçyiğit, Serpil Gül

__________________________

 “*” Stanley Shapiro (1925-1990) ile Maurice Richlin’în (1920-1990) senaryosundan Robert Mulligan’ın (1925-2008) rejisiyle 1961 yılında filme aktarılan “Come September” isimli filmden uyarlama. Bu filmde başlıca rolleri, Rock Hudson (1925-1985), Gina Lollobrigida (1927), Sandra Dee (1942-2005) ve Bobby Darin (1936-1973) oynamışlardır

23 Ekim 2015 Cuma

PAYLAŞILMAYAN SEVGİLİ (1964)

Yönetmen: Yücel Hekimoğlu
Senaryo “*” Safa Önal
Operatör: Cahit Engin
Yapım: Artist Film / Recep Ekicigil


Oyuncular: Filiz Akın (Müjgan Suna Soylu) Tanju Gürsu (Murat Soylu), Muhterem Nur (Nevin), Renan Fosforoğlu, Muzaffer Yenen, Nezihe Güler, Meriç Başaran Çocuk oyuncu: Parla Şenol (d: 1956


Konu: Üvey anne ile kız çocuğunun dramatik öyküsü.

___________________________________

“*” Richard Gughes (1900-1976) ve Jack Whittingham’ın (1910-1972) senaryosundan, Charles Crichton’un (1910-1999) rejisiyle 1954 yılı yapımı olan ve 11 Ağustos 1955 yılında Amerika’da (USA) gösterime giren The Divided Heart” filminden uyarlama. Filmde rol alan başlıca oyuncular; Cornell Borchers (1925), Yvonne Mitchell (1925-1979) , Armin Dahlen (1919) (kyn: www.imdb.com)

ÖPÜŞMEK YASAK (1964)

Yönetmen: Ülkü Erakalın
Senaryo: Suavi Sualp
Foto Direktörü: Manasi Filmeridis
Yapım: Mine Film / Kadri Yurdatap


Reji Asistanları: Temel Gürsu, Zuhal Üstüntaş, Kamera: Nedim Akanlar, Kamera Asistanı: Hayri Erdinç, Set Amiri: Erdoğan Avcı, Set Asistanları: Haydar Doğan, Mustafa Buvan, Işıklar: Ekrem Köksalan, Seslendiren: Tuncer Aydınoğlu, Montaj: Özdemir Arıtan, Senkron: Taner Oğuz, Negatif Montaj: Ali Berkan, Osman Bilen, Laboratuar: Mihal Skarpetis, Recai Karataş, Prodüksiyon Asistanı: Semih Sezerli, (Acar Film Stüdyosunda hazırlanmıştır.)


Oyuncular: Fatma Girik (Oya Selamet), İzzet Günay (Kaya Keramet), Ajda Pekkan (Sema Selamet), Öztürk Serengil (Naci Keramet), Vahi öz (Kemal Selamet), Hulusi Kentmen (Burhan Keramet), Ersun Kazançel, Neriman Köksal (Neriman), Mualla Sürer (Nafiye Selamet), Handan Adalı (Anne Keramet), Necdet ToSun, Muharrem Gürses (Hacı Efendi), Diclehan Baban (Nebahat), Semih Sezerli, Kaya Volkan, Erdoğan Avcı,


Konu: İstanbul'un şirin ilçesi Şile'de Keramet ve Selamet adında birbirlerine rakip iki aile vardır. Her iki aile de Şile-Üsküdar arası yolcu taşımacılığı yapmaktadır. Burhan Keramet'in Kaya ve Naci adında iki oğlu, Kemal Selamet'in ise Oya ve Sema adında iki kızı vardır. Her iki ailenin çocukları İstanbul'da ve tesadüfen Nebahat hanımın pansiyonunda kalmaktadır. Kaya ile Oya birbirlerine aşıktır ama her ikisinin de kardeşi onları ayırmaya çalışmaktadır. Bir gün her iki kardeşe de birer mektup gelir. Babaları onlardan son model birer otobüs almalarını ve en kısa zamanda Şile'ye getirmelerini istemiştir. …

ÖP ANNENİN ELİNİ (1964)

Yönetmen: Memduh Ün
Senaryo: Atıf Yılmaz
Foto Direktörü: Mustafa Yılmaz
Yapım: Uğur Film / Memduh Ün


Ar Direktör: Fethi Oğuz, 1. Asistan: Tunç Başaran, 2. Asistan: Cevat Şahiner, Set Direktör: Nuri İnal, Asistanları: Haydar Doğan, Ali Kıraç, Montaj: Özdemir Arıtan, Senkron: Arif Özalp, Taner Oğuz,, Negatif Kurgu: Ali Berkan, Osman Bilen, Işık Direktörü; Erol Batıbeki, Operatör Asistanı: Cemal Yılmaz, Laboratuvar: Mihal Skarpetis, Seslendiren: Tuncer Aydınoğlu, Prodüksiyon Amiri: Adnan Uygur,


Oyuncular: Ayhan Işık (Tarık Bac), Fatma Girik (Aynur Akay). Hulusi Kentmen,(Büyükbaba Cemalettin Bac) Nejat Çetinok (Teoman Bac), Aziz Basmacı (Lütfullah Yağyakar), Necdet Tosun (nikah şahidi), Zuhal Tan (Gönül), Yaşar Şener (Kemençeci), Asım Nipton, Memduh Alpar (İşadamı), Atıf Tuna. Hüseyin Baradan (nikah şahidi), Haydar Karaer, Selahattin İçsel (Saz Heyeti), Faruk Panter, Vahi Öz (bekçi), Recep Yurdaşen, Yaşar Şener, Tunç Başaran, Muzaffer Yenen, Savaş Tuğ, Faruk Panter, Araksi Hebo, Nezihe Güler (Anne), Taliha Sallı, Gülten Ceylan (hizmetçi), Gülgün Erdem


Konu: Büyük bir şirketin patronu olan Tarık bey (A. IŞık), eski sekreteri ve gözdesi Gönül (Z. Tan) ile tüm bağlarını kopardıktan sonra yeni bir sekreter aramaya başlar. Gazete ilanına ilk başvuran Aynur (F. Girik) adında genç bir kızdır. Aynur tecrübesizliğine rağmen çok yetenekli bir kızdır. Onu daha çok Tarık beyin babası Cemalettin bey (H. Kentmen) ve oğlu Teoman (N. Çetinok) çok beğenmişlerdir. Hatta Teoman onunla arkadaşlık etmeyi bile planlamıştır. Şirket, bir Japon şirketi ile ortaklaşa büyük bir işe girmiştir. Fakat henüz bir anlaşma sağIanamamıştır.


Bu ortaklığın peşinde rakipleri Salim beyde (A. Tuna) vardır. Amacı yapılan sözleşmeyi ele geçirmektir. Bunun içinde Tarık bey ile bir gönül ilişkisi içine girmiş olan eski sekreteri Gönül kullanılacaktır. Fakat Aynur bunun farkına varınca engel olacaktır. Tarık bey, Gönül'e sert davranan Aynur'u işten çıkarır. Fakat Cemalettin bey ve Teoman Aynur'dan yana olacaktır. Aslında Tarık bey'de Aynur'u sevmiştir ama bunu belli edeme-mektedir. Sonunda Cemalettin bey Aynur ile sahte bir nikah yaparak evlenir. Bu bir oyundur. Çünkü işten kovulan Aynur artık ailenin annesi olarak içlerindedir. Tarık bey bu duruma deli olmaya başlar. Sonunda Aynur'u sevdiğini kendisi de kabul etmiştir. “Burçak Evren, “İki Ün’lü Kadın Fatma Girik”

Memduh Ün Anlatıyor: 

 “…Ağaçlar Ayakta Ölür'ün çekimleri sırasında Yıldız Kenter'le sette sinema üzerine sık sık laflardık. Senaryo sıkıntısı çektiğimizden yakınırdım hep. Bir gün, Kenterler'de oynadıkları bir oyunun metnini getirdi, Çöl Faresi'ydi adı. Okuduğumda. Fatma'yla Ayhan için dört dörtük olduğunu düşündüm Senaryoyu Vedat Türkali yazacaktı. Ama Hoca, senaryoyu bir türlü yazamadı. Galiba başka bir şirketle anlaşması vardı. Yetiştiremeyeceğini anlayınca Atıf Yılmaz'a rica ettim, senaryoyu o yazdı. Ayrıca başka bir işim nedeniyle sette olamadığım bir gün, gelip, filmin dahili sahnelerinin bir bölümünü çektiğimiz Yalova Termal otelde Fatma ile Ayhan'ın bir gece sahnesini yönetmişti.

Bence bu film çekmiş olduğum en iyi komedi. Komedi anlayışı ölçülü. Filmde en çok rahatsız olduğum şeylerden biri Ayhan Işık'ın gece eve sarhoş gelişiydi. Ayhan'ın oyunu, Hüseyin Baradan'ın abartıları beni son derecede rahatsız etti, yeniden izlediğimde. Ayhan görüntüsüyle, oyunuyla, iyi kullanıldığı zaman ekranda çok iyi sonuç veren oyunculardan biriydi. Büyük bir yıldızdı. Ama sarhoşu oynarken ipin ucunu kaçırmış, çok abartmış, ben de nedense denetleyememişim. Yönetmen ben olduğuma göre, suçu üzerime alıyorum. Bu sahnenin dışında Ayhan Işık'ı seyrederken, ayağı yere sağlam basan bir adam duygusu doğuyor içimde. Altmışların başında moda olan, ama bugün bizi rahatsız edecek kadar ince bıyıkları, tek kusuru diyebilirim. Fatma filmde Türkmenistanlı bir kızı oynadığından kaşları havadaydı, bu da beni çok rahatsız etti. Japonlar işin içine karıştığı için biz böyle bir makyaja başvurmuşuz, ama Fatma açısından hiç de iyi olmamış, oyuncumuzu çirkinleştirmiş. Belli sahnelerde kaşları o hale getirseydik, yani Ayhan'ın bürosuna iş aramaya geldiği zaman normal olsaydı da, japonlarla yapılan konuşmalar sırasında kaşları havaya dikilseydi, çok daha iyi olurdu diye düşündüm filmi yeniden izlerken. Saçı da rahatsız etti aslında, peruktu ve iyi değildi. 


Taksim'deki Çin lokantasına yemeğe çok gittiğim için oranın iki sahibiyle aramızda bir iletişim oluşmuştu. Çekik gözlü oldukları için japon rollerini onlara oynattım. Uzun yıllardır İstanbul'da oldukları için Türkçe biliyorlardı, sette anlaşması çok kolay oldu. Onlar için de tatlı bir anı olmuştur bu filmde yer almak. Filmdeki Memduh Alpar'ın japonca konuşmalarını da onlar düzenlemiştiler. Dublaja da gelip her şeyi denetlemiş ve düzgün olmasını sağlamışlar-dı. Fatma'nın okuduğu japonca şiir ise oyunun özgün metninden alınmaydı. Filmin ticari başarısı bayağı iyiydi 10 üzerinden 8 oldu, 27 - 28 iş gününde çekmiştik. Hulusi Kentmen her oynadığı filmde olduğu gibi çok sıcak, çok başanlıydı. Burada role şahane uymuştu.Nejat Çetinok'u da beğendim, o da iyiydi. Vahi Öz de mükemmeldi. Aziz Basmacı, bildiğim sevimli, kemik Aziz Basmacıydı. Ama filmi seyrettiğimde bir Türk filmi gibi gelmedi bana. Mümkün olduğu kadar yabancı bir oyunu yerlileştirmeye çalışmışız, ama yine de yabancı kalmış, tam bizden olmamış…”Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor” Kabalcı yayınları Ağustos 2009 ”

ÖLÜMÜN ÜCRETİ (1964)

Yönetmen: Feyzi Tuna, Cevat Şahiner
Görüntü Yönetmeni: Memduh Yükman, Yılmaz Gürbüz
Yapım: Adalı Film, Handan Adalı


Oyuncular: İzzet Günay, Sevda Ferdağ, Reha Yurdakul, Gülbin Eray, Faruk Panter


Konu: Fuhuş batağına saplanan bir kızı bu bataktan kurtarmaya çalışan bir polisin maceraSI.

ÖLÜM ALLAHIN EMRİ (1964)

Yönetmen: Kenan Pars
Senaryo: Afif Yesari
Görüntü Yönetmeni: Ali Uğur
Yapım: Mask Film / Kenan Pars


Şarkılar: Baki Duyarlar, Coşkun Erdem, Okuyanlar: İsmail Demirdöğen, Semra Sar,


Oyuncular: Ahmet Mekin, Semra Sar, Kenan Pars, Mine Soley Necdet Tosun, Nubar Terziyan, Fuat İmer, Asım Nipton, Nezihe Güler, Yaşar Şener, Bedri Çavuşoğlu, Misafir Oyuncu: Sevim Şengül

ÖKSÜZ KIZ (1964)

Yönetmen: Orhan Aksoy
Senaryo:  Hamdi Değirmencioğlu
Kamera: Orhan Kapkı
Yapım: Erman Film / Hürrem Erman


Kamera Asst.: Tangör Toydemir,


Oyuncular: Zeynep Değirmencioğlu, Türkan Şoray, Ediz Hun, Hulusi Kentmen, Reha Yurdakul, Ferah Nur,


Konu: Annesini üvey annesi sanan bir kızın dramatik öyküsü.

ON KORKUSUZ ADAM “*” (1964)

Yönetmen: Tunç Başaran
Senaryo: Recep Ekicigil
Kamera: Mustafa Yılmaz,
Yapım: Artist Film / Eşref Ekicigil,


Prodüksiyon Amiri: Eşref Yeni Pazar, Asistanı: Hidayet Koç, Set Amiri: Nizam Ergüden, Asistanı: Erol Batıbeki, Montaj: Turgut İnangiray, Laboratuvar: Hilmi Başcan, Negatif Montaj: Sezai Elmaskaya, Sesleri Çeken: Yorgo İlyadis, (Erman Film Stüdyosunda hazırlanmıştır.)


Oyuncular: Tamer Yiğit, Yılmaz Güney, Tijen Par, Sevda Ferdağ, Adnan Şenses, Tunç Oral, Özkan Yılmaz, Işın Kaan, Lütfi Umu, Oktar Durukan, Selma Güneri, Devlet Dev-rim, Mehmet Ali Akpınar, Turan Aksoy, Ye-ner Yılmaz, Ercan Tekkan, Abdullah Ferah, Eşref Küçükpazar, Apo Ferah, Nizam Ergüden ve Erol Taş


Konu: Kıbrıs'ta Rum çeteleri Türk köylerine baskınlar düzenlemekte, savunmasız kadınları, masum çocukları öldürerek çevreye dehşet saçmaktadırlar. Makarios'un örgütlediği bu çetelerden birinin başında Gregoryen (Mehmet Ali Akpınar) adıyla anılan bir Rum vardır. Aleko (Turan Aksoy), Hristo (Nizam Ergüden) ve diğer yandaşlarıyla yaktıkları bir köyde iki Türk kızma (Selma Güneri, Devlet Devrim) tecavüz ederler. Silahsız ve savunmasız köylüleri, küçük çocukları uçurumdan aşağı atan Rum çete reisi Gregoryen, Halil'i (Tamer Yiğit) de teslim alır. Halil, Rum çeteleriyle savaşan köy delikanlılarından biridir. Arkadaşlarının gizlendikleri yeri söylemesi için sorguya çekilir. Halil direnir ve kendini uçurumdan boşluğa atar.


Ertesi gün motoruyla balığa çıkan Rüstem (Işın Kaan), Antalya sahilleri yakınlarında baygın bir durumda Halil'i bulur. Onu, kız kardeşiyle (Tijen Par) alıp evine götürür. Halil kendine geldikten sonra Kıbrıs Türklerine yapılan zulümleri anlatır. Halil ve Rüstem bir karara varırlar. Antalya yöresinden gönüllü toplayıp Kıbrıs'ta gözü dönmüş Rum çetecilerine karşı savaşacaklardır. Kısa sürede korkusuz gençlerden ve ilginç tiplerden oluşan bir takım kurulur. Kıbrıs'a hareket etmek üzere Aspendos'da buluşacaklardır. Sekiz kişi olmuşlardır. Konyakçı (Yılmaz Gü-ney), Kürt Mahmut (Erol Taş), veremli Suphi (Adnan Şenses), Kadir (Lütfi Umu) ve diğerleri...


Yollarının üzerindeki ormanda karşılaştıkları bir hapishane kaçağı (Oktar Durukan) da onlara katılır. Balıkçı Rüstem'in teknesiyle Antalya'dan hareket edip Kıbrıs'a doğru yola çıkarlar. Bir süre önce gönüllüler arasına katılmak için başvurup, ancak çok genç olduğundan gelmesini uygun bulmadıkları bir kaçak yolcu daha vardır teknede. Çaresizdirler, bu üniversiteli genci de aralarına almak zorunda kalırlar. Ekipten bazı kişiler, bir kadın olarak kendilerine köstek olacağı korkusuyla Rüstem'in kız kardeşinden rahatsızdırlar. Ama Tijen, bu korkularının yersiz olduğunu ve bir erkek gibi savaşa hazır olduğunu söyleyince yürekler serinler, kuşkular dağılır.


Kıbrıs'a ayak basan on korkusuz adam, geceyi terk edilmiş bir Türk köyünde geçirirler. Ardından Halil'in köyüne vardıklarında köylüler onları karşılar. Aralarında Halil'in kız kardeşi Sevda (Sevda Ferdağ) da vardır. Köylülerin de desteğini alan Halil ve arkadaşları bir süre sonra, Türklerin başına bela olan çeteyle dağlık bir bölgede karşı karşıya gelir. Gregoryen şaşkındır. Öldüğünü sandığı Halil, sağ olarak karşısındadır. Çatışırlar. Rumlar birkaç ölü verdikten sonra çil yavrusu gibi dağılıp kaçarlar.


Gönüllüler pusu kurup, Rumlara sandıklar dolusu cephane taşıyan konvoyu silahla tararlar. O gün, köyde yalnızca nöbetçi olarak hapishane kaçağını bırakmışlardır. Gregoryen, bunu fırsat bilip, adamlarıyla köyü basar. Halil ve arkadaşları el koydukları silahların bir bölümüyle döndüklerinde, köy garip bir sessizlik içindedir. Gördükleri manzara korkunçtur. Hapishane kaçağı olan arkadaşları asılmıştır. Halil'in kız kardeşi Sevda kurşunlanarak öldürülmüştür. Meydan cesetlerle doludur. Birden silahlar patlar. Köyün çevresine pusu kuran çeteyle bir intikam savaşı başlar. Rumlar büyük kayıp verirler. Ama Kürt Mahmut, veremli Suphi, Kadir ve Tunç (Tunç Oral) ölür. Konyakçı, Gregoryen'in peşindedir. Halil, "Onu bana bırak," der ve çete reisini kurşun yağmuruna tutarak öldürür. Bu sırada Türk jetleri göklerdedir, adayı kuşatma altına almıştır...



Notlar: Filmin temel öyküsü, Amerikalı yönetmen John Sturges'in 7 Silahşörler adlı western türü filminden uyarlandı. Tamer Yiğit'in başrolünü üstlendiği filmde, özellikle de Yılmaz Güney, suskun, sürekli konyak yudumlayan, şapkasını gözlerine doğru indiren kendine özgü garip ve sıcak tavırlarıyla seyircinin ilgisini çekti. Filmin büyük iş yapması nedeniyle, bu kez Yılmaz Güney üzerine kurulu, Konyakçı adıyla bir 'devam filmi' (1965) çekildiyse de, bu film beklenen gişe hasılatını elde edemedi.” (Giovanni Scognamillo, "On Korkusuz Adam", Akşam'dan aktarma, Sinema 65, Sayı 5, Mayıs 1965)
_______________________________________________

“*” . William Roberts’in senaryosunu yazdığı ve John Sturges’in (1911-1992) 1960 yılında yönettiği “The Magnificent Seven” filminde rol alan oyunculadan bazıları, Yul Brynner, Eli Wallach, Steve McQueen, Charles Bronson, James Coburn







22 Ekim 2015 Perşembe

ON GÜZEL BACAK (1964)

Yönetmen : Aram Gülyüz
Senaryo: Safa Önal
Kamera: Orhan Kapkı
Yapım: Divan Film / Hasan Kazankaya


Oyuncular: Orhan Günşiray, Filiz Akın, Öztürk Serengil, Gülgün Erdem, Fatma Bilgen, Orhon Arıburnu, Feridun Çölgeçen, Erol Günaydın


Konu: Kendilerin, polisiye bir olay içinde bulan beş güzel kadının öyküsü

NEM ALACAK FELEK BENİM (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Süha Doğan
Kamera: Şevket Kıymaz
Yapım: Ünal Film / Ali Ünalan


Oyuncular: Muhterem Nur Turgut Özatay Kadir Savun, Aysel Tanju, Reha Yurdakul, Vahi Öz, Sevil Candan


Konu: Karısına tecavüz edenlerin peşine düşen ve onlardan intikam alan bir gencin öyküsü.

MUHTEŞEM SERSERİ (1964)

Yönetmen: Ülkü Erakalın
Senaryo; Özdemir Hazar “*”
Diyaloglar: Bülent Oran
Foto Direktörü: Memduh Yükman
Sanat Yönetmeni: Adil Kıbıcı,
Yapım: Melek Film / Şahan Haki,Berç Arman Kürkçüyan


Reji Asistanları: Mehmet Arslan, Temel Gürsu, Kamera Asistanı: Ferhad Onad, Set Amiri: Erdoğan Avcı, Işıklar: Kenan Eryılmaz, Ar Direktör: Adil Kıbıcı, Laboratuvar: Hayati Akbulut, Yılmaz Erman, Erdoğan Dolapçı, Ali Özügül, Laboratuar Şefi: Hilmi Başcan, Montaj/Senkron: Turgut İnangiray, Negatif Montaj: Sezai Elmaskaya, Seslendiren: Yorgo İliadis, Prodüksiyon SAmiri: Semih Sarıoğlu


Oyuncular: Fatma Girik, Ayhan Işık, Süleyman Turan, Zuhal Tan, Ahmet Tarık Tekçe, Bedia Muvahhit, Vahi Öz, Suzan Avcı, Erkan Yolaç, Nilgün Esen, Hulusi Kentmen, Semih Sezerli, Devlet Devrim, Hayri Caner, Mualla Sürer, Necdet Tosun, Kaya Volkan, Afif Yesari, Savaş Tuğ, Ayhan Aktunç, Mehmet Arslan, Zuhal Tan, Selahattin içsel, Mehmet Aslan, Tülin Dilek, Adnan Uygur, Nubar Kamçılı, Hakkı Haktan, Niyazi Vanlı


KONU: Yeni Sabah gazetesinin iki çapkın muhabiri Naci (A. lşık) ve Piire Nuri (S.Turan), patronları Vahi Bey'i (V.Öz) son derece kızdırmaktadırlar. Çünkü doğru düzgün haber yapamamaktadırlar. Tam kovulacakları sırada yeni bir şans tanınır onlara. Bir arap ülkesinin ana kraliçesi Fevziye sultan (B.Muvahhit) ve kızı prennses Zuhal (N.Esen) İstanbul'a geleceklerdir. Fevziye sultan ve prenses Zuhal dünyanın her yerinde gaze-tecilerden kaçmayı başarmışlardır. Bu nedenle İstanbul'a geldiklerinde fakir bir kız olan Fatma'yla (F. Girik) yakınlık kurarlar ve onun Zuhal'in yerine geçmesini sağlarlar. Böylece gazeteciler yanıltılacaklardır. Fevziye sultan ve prenses Zuhal İstanbul'da ünlü fabrikatör Şemsi Bereketli'nin (H. Kentmen) köşkünde kalacaklardır. Şemsi bey bu köşkte kız kardeşi Muazzez hanım (M. Sürer) ve geri zekalı olan yeğeni Zühtü (A. T. Tekçe) ile birlikte yaşamaktadır. Muazzez hanım, Fevziye sultanın oynadığı oyundan habersiz oğlu Zühtü ile prenses Zuhal'in evlenmesini istemektedir. Naci ve Nuri bu köşke hizmetkar olarak girerler. Amaçları olayı bir yazı dizisi haline sokmaktır. Fakat Naci bir süre sonra prennses olduğunu düşündüğü Fatma'ya aşık olmaya başlar. Bu durumda yazacağı yazı dizisinden vazgeçer. Çünkü Fatma da ona aşık olmuştur. Bu arada köşkün bir başka köşesinde de Naci ve evin hizmetçisi Sırma (D. Devrim) arasında bir aşk başlamıştır. Bütün bunlar olurken sultan ve prensesin ülkelerinde bir grup terörist tahta göz dikmişler, bunun içinde Fevziye Sultan ile Prenses Zuhal'in yok edilmesine karar vermişlerdir. Bu iş içinde Akrep namıyla tanınan Mustafa (E. Yolaç) adlı bir gangster bulunmuştur. Naci bu suikaste engel olacak ama gerçekler ortaya çıkınca da işler değişecektir. (“Burçak Evren, “İki Ün’lü Kadın Fatma Girik”)

______________________________

“*” Amerikalı (USA) yazar Dalton Trumbo (1905-1976) ve Lan McLellan Hunter’in (1915-1991) senaryosundan, William Wyler’in (1902-1981) 1953 yılında yönettiği “Roman Holiday” (Roma tatili) isimli filminden uyarlama. Bu filmde rol alan unutulmaz oyuncular; Gregory Peck (1916-2003), Audrey Hepburn (1929-1993), Eddie Albert (1906-2005) ,

 

MUALLA (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Ülkü Erakalın (Muazzez Tahsin Berkant’ın aynı isimli romanından uyarlama)
Kamera:Manasi Filmeridis
Yapım: Pesen Film / Nevzat Pesen - Ülkü Film / Ülkü Erakalın


Oyuncular: Türkan Şoray, Ediz Hun, Kenan Pars, Suzan Avcı, Nilgün Esen, Feridun Çölgeçen, Aliye Rona, Uğur Kıvılcım


Konu: Hiç tanımadığı fakir bir kızla evlenen yazarın aşk öyküsü.

MOR DEFTER (1964)

(Karanlık Dünyam)

Yönetmen:
Osman Nuri Ergün
Senaryo: Erol Aksoy (Çetin Altan’ın aynı isimli romanından uyarlama)
Operatör Necati İltaç
Yapım: Fer Film / Fahriye Tamkan


Oyuncular: Yılmaz Güney (Suphi), Evrim Fer, Aliye Rona, Cahit Irgat (İsmail Sami), Aliye Rona, Ali Şen (Kerem), Senih Orkan, Devlet Devrim (Selma), Mürvet Seyfioğlu, Cemal Beller, Hakkı Kıvanç, Kazım Kartal, Orhan Çoban, Nizam Ergüden

Konu: Müzikli danslı bir partide gençler çılgınca eğlenmektedirler. Yerlerde sere serpe uzanıp sevişenler vardır. Herkesin kafasına göre takıldığı bu çılgın gecede, partiye katılanlar arasından bir kraliçe seçilecektir. Seçme görevi gençlerden Suphi'ye (Yılmaz Güney) verilir. Gecenin kraliçesi seçilen kız soyunacaktır. Suphi, partideki kızlara tek tek göz attıktan sonra birini seçer. Bu esmer güzeli Selma'dır (Devlet Devrim). Selma soyunmaya başladığı sırada İffet (Mürüvvet Seyfioğlu), birden kıskançlık krizine kapılır. Ve pistin ortasında saç saça boğuşup yer-lerde sürünürlerken flaşlar patlar. Tekin (Senih Orkan) fırsattan yararlanıp açılan saçılan Selma ile İffet'in fotoğraflarını çeker.
Meryem (Evrim Fer), Profesör İsmail Sami'nin (Cahit Irgat) asistanlığını yapmaktadır. Meryem, profesörün evinde çalışırken telefon çalar. Emniyet Amirliği'ne yapılan bir ihbara göre İffet öldürülmüştür. Morga kaldırılan genç kız üç aylık hamiledir. İffet, şair Suphi'-nin sevgilisi, profesörün de öğrencisidir. Profesör İsmail Sami, Suphi'nin ablasıyla (Aliye Rona) evlidir. Meryem, Suphi'ye hayrandır. Onun yazdığı şiirleri okur. Suphi'nin, seks partisinde kraliçe seçtiği Selma'yla da ilişkisi vardır.


Morg doktoru Kerem (Ali Şen), profesörden yardım ister. İz bırakmayan cinayetler üzerinde araştırma yapan İsmail Sami'nin otopside bulunması gerekmektedir. Tüm şüpheler, garip davranışlı, sokaktaki dilencilerle arkadaşlık eden ve sürekli ölümden bahseden Suphi'nin üzerinde yoğunlaşmıştır. Meryem, Suphi'nin peşini bırakmaz. Bir gece kulübüne birlikte giderler. Selma da oradadır. Suphi, Selma'yı görünce Meryem'i terk eder.


Kayınbiraderinden şüphelenen profesör, polise ihbarda bulunur. Polisler evi basarlar. Evde arama yapan polis Suphi'yi bulamaz. Meryem'in yatağında ikisi birliktedirler. Polis kontrolü altında olan ev ikinci kez basılır. Suphi pencereden atlayıp kaçar. Bu arada Suphi de İffet'in katili olarak eniştesinden
şüphelenmektedir. Meryem'le birlikte profesörü takibe alırlar, İsmail Sami'nin fotoğrafçı Tekin'in evinden çıktığı görülür. Meryem zili çalar. Kapıyı açan Tekin, karşısında Suphi'yi görünce paniğe kapılır. Suphi, Tekini döverek profesörün burada ne aradığını sorar. Tekin bir fotoğraf çıkarır. Morg doktoru Kerim'le İffet'in yatakta çekilmiş resmidir bu. Suphi morga gidip, Kerim'i İffet'in cesedini okşarken bulur. Bu noktadan sonra Suphi'ye göre katil Kerim'dir. Kerim her şeyi anlatır. İffet'i onunla profesör tanıştırmıştır. Kerim, İffet'e âşık olunca, profesör yataktaki resimleri çektirmiş, sonra da şantajla Kerim'den para sızdırmıştır.


Olaylar birbirine karışınca Suphi herkesten şüphe etmeye başlar. Eniştesini sorguya çekip suçlar. Korku içindedir. Kafasında kurguladığı hayallerin seyri değişir. Ablasının, eniştesinin ve Meryem'in birlik olup kendisine tuzak hazırladıklarını kurar. Tüm çevresine kuşkuyla bakan Suphi, yalnızca kafasının içindeki gerçeklere göre yaşamaktadır. Tam bu noktada çılgın hayallerinden sıyrılıp gerçek yaşama döndüğünde, kendini şizofreni teşhisiyle bir akıl hastanesinde bulur. Kafasının içinde suçladığı, öldürdüğü insanları, ablasını, eniştesini, Meryem'i canlı olarak karşısında görünce bu kez tam çıldırır. Aslında, İffet bir trafik kazasında ölmüştür. Ve Suphi, sevgilisi İffet'in ölümüne kendisinin sebep olduğunu sanarak suçluluk duygusu içinde hep hayal görmüştür. “Agah Özgüç, “Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney”

MİRASYEDi (1964)

Yönetmen: Türker İnanoğlu
Senaryo: Bülent Oran
Kamera: Yılmaz Gürbüz
Yapım: Erler Film/Türker İnanoğlu


Yönetmen Yardımcısı: İsmail Konca, Kamera Asistanı: Hasan Uçar, Fotoğraflar: Nazım Bora, Müzik: Metin Bükey, Şarkılar: Ahmet Sezgin, Işık Şefi: Atacan Boran, Dublaj Yönetmeni: Sacide Keskin, Sesleri Alan: Marko Buduris, Montaj: Mehmet Bozkuş, Laboratuvar: Cemil Orhon, Erol Yıldırım, Bayram Güzel, Süleyman Koyuncu, Prodüksiyon: Memduh Karakaş, 


Oyuncular: Filiz Akın, Ahmet Sezgin, Suzan Avcı, Vahi Öz, Hüseyin Baradan, Ali Şen, Süha Doğan, Şaziye Moral, Aziz Basmacı, Mualla Sürer, Necdet Tosun, Necip Tekçe

Konu: Ahmet (Ahmet Sezgin) ve Filiz (Filiz Akın) evlenmek için para biriktiren iki sevgilidir. Ahmet yoksul olduğundan buna karşı çıkan Filiz’in ailesi, kızlarını zengin Hacı Bey (Vahi Öz) ile evlendirmek ister. Hacı göz koyduğu Filiz’e saldırdığında Ahmet ve arkadaşları genç kızı kurtarır. O sırada polis Ahmet adında birine miras kaldığını öğrenir. Mirasçılar Ahmet’i arar. Para kokusu alan Filiz’in ailesi kızlarını Ahmet’e vermeye razı olur. Suzan’a (Suzan Avcı) haber verirler. Ahmet’le Filiz köşke yerleşir. Eşi ile birlikte mirası isteyen Suzan Ahmet’e kur yapar. Ahmet’in nişanlı olduğunu söylemesi bile onu yolundan döndürmez. Daha sonra ikisini birlikte yakalayan Filiz köşkü terk eder. Dünyası yıkılmış dalgın genç kıza bir araba çarpar. Yaralı Filiz hemen hastaneye kaldırılır. Kendisine geldiğinde görme yeteneğini yitirdiğini anlar. Bu onun için bir acı darbe daha demektir. Bu arada gerçek mirasçı Ahmet ortaya çıkar. Ahmet köşkten kovulup arkadaşlarının yanına gider ama oradan da dışlanır. Filiz de onu kovar. Pişman olan Ahmet Filiz’in göz ameliyatı için köşkü soyar. Hizmetçi onu tanır. Ahmet Ahmet (Ahmet Sezgin) ve Filiz (Filiz Akın) evlenmek için para biriktiren iki sevgilidir. Ahmet yoksul olduğundan buna karşı çıkan Filiz’in ailesi, kızlarını zengin Hacı Bey (Vahi Öz) ile evlendirmek ister. Hacı göz koyduğu Filiz’e saldırdığında Ahmet ve arkadaşları genç kızı kurtarır. O sırada polis Ahmet adında birine miras kaldığını öğrenir. Mirasçılar Ahmet’i arar. Para kokusu alan Filiz’in ailesi kızlarını Ahmet’e vermeye razı olur. 


Suzan’a (Suzan Avcı) haber verirler. Ahmet’le Filiz köşke yerleşir. Eşi ile birlikte mirası isteyen Suzan Ahmet’e kur yapar. Ahmet’in nişanlı olduğunu söylemesi bile onu yolundan döndürmez. Daha sonra ikisini birlikte yakalayan Filiz köşkü terk eder. Dünyası yıkılmış dalgın genç kıza bir araba çarpar. Yaralı Filiz hemen hastaneye kaldırılır. Kendisine geldiğinde görme yeteneğini yitirdiğini anlar. Bu onun için bir acı darbe daha demektir. Bu arada gerçek mirasçı Ahmet ortaya çıkar. Ahmet köşkten kovulup arkadaşlarının yanına gider ama oradan da dışlanır. Filiz de onu kovar. Pişman olan Ahmet Filiz’in göz ameliyatı için köşkü soyar. Hizmetçi onu tanır. Ahmet ameliyat parasını verip ortadan kaybolur. Arkadaşları onu polise ihbar eder. Ameliyat başarılıdır ve Filiz’in gözleri açılır. Polis eve bakın düzenlediğinde genç kız parayı Ahmet’in verdiğini anlar. Arkadaşlarına gerçeği anlatır. Onlar da polise haber verdiklerine pişman olurlar. Filiz gerçek mirasçı Ahmet ile konuşup, Ahmet’i affetmesini rica eder ve herşeyi anlatır. Gerçek mirasçı mahkemede lehte tanıklık yapınca Ahmet tahliye olur. İki sevgili için acılı günler sona ermiştir. Tıpkı arkadaşları gibi onlar da çok mutludur.

MEYHANECİ “Can Düşmanı” (1964)

Yönetmen: Türker İnanoğlu
Senaryo: Bülent Oran
Eser: İlhan Engin
Kamera: Yılmaz Gürbüz
Müzik: Sezen Cumhur Önal,Metin Bükey
Yapım: Erler Film /Türker İnanoğlu


Şarkılar: Sevim Şengül, Yönetmen Yardımcısı: Birsen Koyu, Kamera Asistanı: Hasan Uçar, Işık Şefi: Atacan Boran, Sanat Yönetmeni: İsmail Konca, Dublaj Yönetmeni: Sacide Keskin, Sesleri Alan: Marko Buduris, Laboratuvar: Cemil Orhon, Prodüksiyon Amiri: Sadri karan,


Oyuncular: Filiz Akın, Tamer Yiğit, Erkan Yolaç, Vahi Öz, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Turgut Özatay, Nevzat Okçugil, Ren-gin Arda, Zuhal Tan, Toros Karabulut,


Konu: Kanser olduğunu ve üç aylık ömrü kaldığını öğrenen Erol (Tamer Yiğit) intiharın eşiğine gelir. Ama başaramaz. Radyo çağrısı ile ağır yaralı bir genç kıza uyan kanını verip hayatını kurtarır. Kendisini ise hapisten çıktığını duyduğu İpsiz Sabri (Turgut Özatay) adlı kiralık katile öldürtmek ister. Bu işleri bıraktığını söyleyen Sabri, hasta oğlunun tedavisi için para karşılığı kabul eder. Kanıyla kurtulan Sema (Filiz Akın) ise Erol’u bulmuş, teşekkür için onu doğum gününe davet etmiştir. Birbirlerine aşık olurlar. Erol hastalığını gizler. Bu umutsuz ilişkiyi bitirmek için eski sevgilisi Jale’den yardım ister. Yaptıkları oyun tutar ve Sema ile ayrılırlar.


Sema ise ona aşık olan Selim’le (Erkan Yolaç) Erol’un gittiği meyhanede genç adama nişanlandığını bildirir. O gece Erol’a hastaneden bir çağrı gelir. Hastaneye gittiğinde hasta olmadığını, raporların karıştığını öğrenir. Sema’yı bulup tüm gerçeği anlatır. İki sevgili barışırlar. Oğlu iyileşen Sabri ise Erol’un peşindedir. Onu kaçtığı yerde yaka-layan Sabri’nin silahının boş olduğunu anlayan Erol, şaşırır. Sabri aslında onu öldürmeyeceğini, aldığı parayı hak ettiğini göstermek için böyle davrandığını söyler. Sorunlar ve üzüntüler sona erdiğinde Sema ile Erol, çoktan nikah memurunun önüne oturmuşlardır bile.

MANYAKLAR KÖŞKÜ (1964)

Yönetmen: Aram Gülyüz
Film Hikayesi: Aram Gülyüz
Senaryo: Bülent Oran
Foto Direktörü: Çetin Gürtop
Yapım: Günşiray Film / Orhan Günşıray


Rejisör Asistanı: Çetin İnanç , Operatör Asistanı: Hüseyin Karındoyuran, Işıklar: Erol Batıbeki, Set Amiri: Niyazi Er, Sesleri Alan: Tuncer Aydınoğlu, Laboratuvar: Mihal Skarpetis, Recai Karataş, Montaj: Tamer Oğuz, Negatif Montaj: Ali Berkan, Prodüksiyon Amiri: Fehmi Tengiz, (Acar Film stüdyosunda hazırlanmıştır)


Oyuncular: Orhan Günşiray, Muhterem Nur, Öztürk Serengil, Ulvi Uraz, Bedia Muvahhit, Mualla Fırat, Asım Nipton, Altan Günbay, Haluk Kurdoğlu, Ayhan Candeğer, Bilkay Tekben, Emel Çeviren,


Konu: Köşkte geçen korku güldürüsü.

MAHPUSHANE ÇEŞMESİ (1964)

Yönetmen: Suphi Kaner
Senaryo: Muhteşem Durukan
Yapım: Çan Film / Zeki Çan


Oyuncular: Erol Taş, Hüseyin Kaşif, Suphi Kaner, Şenol Şenay, Rengin Arda, Erdoğan Çakıcı, Zeki çan,


Konu: Bir cinayet yüzünden hapishaneye giren bir hırsızın öyküsü.

MACERA KADINI (1964)

Yönetmen : Dr. Arşavir Alyanak
Senaryo: Bülent Oran
Kamera: Memduh Yükman
Yapım: Koçanga Film / Aleko Cangopulos


Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Kenan Pars, Nubar Terziyan, Reha Yurdakul, Handan Adalı, Gülderen Ece, Cin Ali

LEKELİ AŞK (1964)

Senaryo ve Yönetmen : Ülkü Erakalın
Foto Direktörü: Cahit Engin
Yapım :Sibel Film/Müfit İlkiz


Oyuncular: Neriman Köksal, Ekrem Bora, Nebahat Çehre, Gürel Ünlüsoy, Nilgün Esen, Necdet Çağlar, Semih Sezerli, Feridun Çölgeçen, Aliye Rona


Konu: “Bir ana-kızın öyküsü ele alınmış “Ekrem Bora, Nebahat Çehre’nin annesi Neriman’la aşk yaşamaktadır. Öte yandan genç ve yakışıklı delikanlı Gürel Ünlüsoy Nebahat’a aşıktır. Ancak çeşitli entrikalarlakötü kadın Aliye Rona, Nebahat Çehre’yi Erkem’in kucağına iter. Fırsatı iyi değerlendiren Ekrem, anne ve kızı idare etmekte ve durumdan memnundur. Ancak evlenmek üzere olan Gürel bu Lekelenen Aşkı karşısında ne yapacağını bilemez ve kızdan ayrılır. Sonunda durumu fark eden Neriman, Ekrem ile ilişkisine son verir, ve kızının Gürel’le beraber olmasını sağlar.

KURŞUNUM İMZAMDIR (1964)

Senaryo ve Yönetmen: Şinasi Özonuk
Kamera: Fethi Mürenler
Yapım: Erol Film / Barazettin Erol


Oyuncular: Yılmaz Duru, Suzan Avcı, Gönül Bayhan, Senih Orkan, Gönül Bayhan, Nusret Özkaya, Eşref Vural, Osman Alyanak, Mustafa Dağhan, Hakkı Kıvanç, Dinçer Arıkan, Ersun Kazançel, Kemal Kan, Nilgün Gençtürk


Konu: Kanun kaçakçıları ile bir polisin mücadelesi.

KÖYE GİDEN GELİN (1964)

Yönetmen : Ülkü Erakalın
Senaryo: Vural Sözer
Eser: Rakım Çalapala
Kamera: Şevket Kıymaz
Yapım: Ülkü Film/Ülkü Erakalın


Oyuncular: Fatma Girik, Tanju Gürsu, Sadri Alışık, Gönül Yazar, Kenan Pars, Semih Sezerli, Zuhal Tan, Asım Nipton, Handan Adalı, Muazzez Arçay


Konu: Adana’da zengin ve sosyetik bir hayat süren kadının köydeki yaşantısı.

KORKUNÇ ŞÜPHE (1964)

Yönetmen : Ertem Göreç
Senaryo: Safa Önal
Kamera: Kaya Ererez
Yapım: Divan Film / Selahattin Yazgan


Oyuncular : Tanju Gürsu, Filiz Akın, Neriman Köksal, Atıf Kaptan, Yavuz Yalınkılıç, Doğu Erkanlı, Asım Nipton


Konu: Şüphelendiği karısını yok yere öldüren ve katil olan adamın öyküsü.

KOÇUM BENİM (1964)

Senaryo ve Yönetmen : Osman F. Seden
Kamera: Necati İltaç
Müzik: Fecri Ebcioğlu
Yapım: Kemal Film / Osman F. Seden, Şakir Seden


Sanat Yönetmeni: Bihat Bilge,

Oyuncular: Ayhan Işık. Fatma Girik, Efgan Efekan, Ajda Pekkan, Süleyman Başturan (Turan), Öztürk Serengil, Hüseyin Güler, Mür-vet Sim, Hulusi Kentmen, Nubar Terziyan.


Sansür Tarihi: 28.12.1963; Sayı: 173


Konu: Milyoner Hulusi Bey'in (H. Kentmen) Avrupa'da okuyan iki torunu Leyla (F. Girik ve Selma A. Pekkan), eğitimlerini tamamlayıp İstanbul'a dönmüşlerdir. iki şımarık genç kız hoppa ruhludur. Günün birinde kendini fakir tanıtan bir genç ve serseri bir taksi şoförüyle tanışırlar. Ali (A. lşık), Leyla'yı sevmiş; Şoför Tayfur'da (Ö. Serengil) Selma'yı... Fakat dedeleri torunlarını Tarık (E. Efekan) ve Süleyman (S.Turan) adlı iki zengin aile çocuğuyla evlendirmek ister.


Not: Bu film, 1963 yılında çekilmişse de sansüre uğradığından ancak 1964 yılında gösterime giriyor. Film, Kemal Film'in kayıplar listesindedir.

KOÇERO (1964)

Dağların Taçsız Kralı

Yönetmen: Ümit Utku
Senaryo: Ümit Utku, Yılmaz Güney
Görüntü Yönetmeni: Ali Yaver
Yapım: Kervan Film/Ümit Utku


Oyuncular: Yılmaz Güney, Muhterem Nur, Hüseyin Baradan, Sevim Emre, Muharrem Gürses, Renan Fosforoğlu, Jale Öz, M. Ali Akpınar, Nilgün Utku, Danyal Topatan, Fatoş Serpil, Enver Dönmez, Hayri Gülnar, Mustafa Yavuz


Konu: Çevresinde 'Dağların Kurdu' adıyla anılan Koçero (Yılmaz Güney), fakir köylülerin sevdiği bir eşkıyadır. Toprak sahibi zalim ağalardan ve tefecilerden aldığı paraları köylülere dağıtır. Fakir köylünün kanını sömürenlerin daima karşısındadır. Muhtaç köylünün koruyucusu, zalimlerin ise acımasız celladıdır.


Seveni olduğu gibi düşmanı da çok olan Koçero bir ihbar sonucu, dağlarda pusu kuran jandarmaya yakalanıp hapse girer. Koçero'nun hapiste olmasından yararlanan düşmanlarından büyük toprak ağası Beşiro (Muharrem Gürses) eline geçen fırsatı değerlendirir. Koçero'nun kız kardeşini kaçırır. Çiftliğine götürüp tecavüz eder. Koçero, bu acı haberi alınca hapisten kaçar. Köylünün kanını emen Beşiro'ya, hayatı boyunca unutamayacağı bir ders verecektir. Düşmanını çiftliğinde kötü bir durumda, suçüstü yakalar. Beşiro, masum köylü kızlarını zorla toplayıp oturak âlemi yapmaktadır. Bu ani baskın sonucunda Koçero, Beşiro'nun kulaklarını keser, bacaklarını kırar. Hem kız kardeşinin hem de köylülerin intikamını almıştır.


Bu olaydan sonra haklarını koruduğu köylülerin gözünde giderek büyüyen Koçero, tekrar dağlara çıkar. Bölgede Koçero adını kullanıp köylüleri soyan bir eşkıya çetesiyle hesaplaşmak zorundadır. Ve civar köylerden bir adam Koçero'ya bir soygun teklifinde bulunur. Tarım işçilerine dağıtılmak üzere kasada saklanan maaşlara el koyacaklardır. Koçero bu teklife karşı çıkar. Alın teriyle kazanılan paraya el koymak, köylüden yana olan Koçero gibi bir eşkıyaya yakışmaz. Ama adam teklifinde direnir. Ve parayı yine fakir köylülere dağıtmasını önerir.

Bu öneri Koçero'nun aklına yatar. Ne var ki kurulan tuzağın farkında değildir. Soygunu gerçekleştirecekleri sırada, Koçero'nun çevresini jandarmalar sarar. Onu bu işe kışkırtan adam, aslında toprak ağalarının maşasıdır. Jandarmalara ihbar ederek Koçero'yu tuzağa düşürmüştür. Koçero, büyük bir çatışmaya girer ve kaçamaz. Ölmekten başka çaresi yoktur. “Agâh Özgüç, “Bütün Filmleriyle Yılmaz Güney”


 Güney'in kayıp filmlerden biri olan Koçero'nun 16 mm.lik yıpranmış ve bazı sahneleri eksik kopyası bulunduysa da, yeniden izlenmesi mümkün olmadı. Ve 1970'li yıllarda Koçero, bir yapımevi tarafından “Bela Arayan Adam” takma adıyla yeniden piyasaya sürüldü.