Powered By Blogger

24 Mart 2018 Cumartesi

MEMLEKETİM (1974)


Yönetmen: Yücel Çakmaklı
Senaryo: Atilla Gökbürü
Görüntü Yönetmeni: Çetin Tunca
Yapım: Elif Film / Yücel Çakmaklı

Oyuncular: Tarık Akan Mehmet), Filiz Akın (Leyla), Cemil Şahbaz (Paul Helmut), Aydan Adan (Helga), Kenan Pars, Diclehan Baban, Birtane Güngör, Nubar Terziyan, Mehmet Akdil, Nezahat Tanyeri, Lütfü Seyfullah, Hüseyin Salıcı, Diler Saraç, Ali Demir, Sıtkı Akçatepe

Konu: Genç kız (Filiz Akın), aile ve çevresinin eğitim eksikliği ve yanlışlığı yüzünden, daha küçükken batı h ayranlığı ile büyütülmüştür. Dışarıda müzik eğitimi için gönderildiği Viyana'da bu hayranlığı, kendi özbenliğine yakışır hale dönüşür. Batıdan bilgi almaya gelmiştir ama özünden kopması söz konusu değildir. İki Türk'ün yabancı memleketteki aşkı, mutlu sona erişmez. Leyla, kilisede evlenmeye kadar götürür işi, ancak kendisini hemen toparlar ve yanlışlığını anlar. Sevgilisi Mehmet'e dönmek isterse de, Mehmet mutluluğu, kendi düşüncelerine yakın bir kızda bulmuştur.

* Film, Sağcı yönetmen olarak bilinen Çakmaklı ile pekala diyalog kurulabileceğini, belli temeller üzerinde anlaşılabileceğini gösteriyor. Çakmaklı'nın karşı çıktığı ve geri bırakılmış ülkelerde sinsice, ustaca uygulanan bir kültür emperyalizminin sonucu olan yozlaşma ve yabancılaşmaya, solcu bir aydının da karşı çıkmaması olanaksız.

 ►Çakmaklı'nın "Memleketim"de anlatmak istediği, önceki filmlerinde seçilen görüşün açık-seçik bir nitelik kazanmış tekrarıdır: Avrupa batı kültürü, yaşamı, "refah" düzeyi karşısında, kendi ülkesine, insanına, geçmişine, kültürüne yabancılaşan bir insanın, ve onun kişiliğinde çağdaş Türk toplumundaki bir zümrenin sergilenmesi, eleştirilmesi...

Filiz Akın'ın, oynadığı genç kız, aile ve çevresinin eğitim eksiklik ve yanlışlığı yüzünden, daha küçükken batı hayranlığı ile büyütülmüştür. Dışarıda, müzik eğitimi için gönderildiği Viyana'da bu hayranlığı, tam bir kendi öz benliğine yabancılaşma haline dönüşür. Mehmet ise, Batıdan "bilgi" almaya gelmiştir, ama özünden kopması söz konusu değildir. İki Türk'ün yabancı ellerdeki aşkı, bu yüzden mutlu sonuca ulaşmaz. Leyla, bir yabancı ile kilisede evlenmeğe kadar götürür işi. Ama son anda ayılır, kendine gelir... Yapım üzere olduğu büyük yanlışlığı anlar. Ülkesine, kendinden olana, ilk gelenek ve özdeğerler eğitimini aldığı büyükannesine, sonra da Mehmet'e döner ama Mehmet, onu beklememiş, mutluluğu sade, kendi düşüncelerine yakın bir kızda bulmuştur.

"Memleketim"in senaryosu, Attila Gökbörü'nün bundan önceki çalışmasıyla kıyaslanamayacak kadar özenilmiş, üzerinde düşünülmüş, çalışılmış bir senaryo ... "Oğlum Osman" ve "Kızım Ayşe"deki gereksiz, üstelik asıl teze zararlı melodramatik unsurlar, bu kegeriye itilmiş; yalnızca öyküye, öykünün doğal gelişimine tezin belirlenmesine gerekli kişilikler ve olaylar korunmuş. Bu yalınlık ve diyaloglarda ortaya konan· düşüncelerin kendi içinde tutarlı ve bütün olması, filmin gücünü oluşturuyor. Film, her "tez filmi"nde olduğu gibi, kaçınılmaz biçimde Bu konuşmaların gereksiz, abartmalı, gerçek dıŞı veya fazla uzun olduğu bölümler var. Senarist, bazı yerlerde kendini frenleyememiş, belli ..... örneğin Leyla'nın, ana babasının evlenme . yıl dönümü partisinde konuklara çektiği "nutuk", inanılır gibi değil... Ama, bu kusur, Çakmaklı'nın ilk kez dört dörtlük bir plastik olgunluğa ulaşabilen sinemasıyla bir yere kadar gideriliyor. Çakma1ı'nın anlatımında, özenle çektiği sahnelerde beliren net bir ilerleme, olgunlaşma var. .

Meleketim‘in bu haliyle paylaşmadığımız bizi iten veya irkillten hiçbir yanı yok. Film, korkulabilecek olan aşm ve gereksiz bir "nasyonaliz"e bile düşmüyor; ulusalcılığı, dozunda, ölçüsünde kalıyor. Herkesin sahip olması gereken bir ulusa1cılık, bir. milliyetçilik, bir kendine, öz değerlerine bağlı olma ve sal1ip çıkma, fazlası değil.

"Memleketim", diğer yandan, "sağcı" yönetmen olarak bilinen Yücel Çakmaklı ile pekala diyalog kurulabileceğini, belli temeller özerinde anlaşılabileceğini gösteriyor. Çakmalı'nın karşı çıktığı ve geri bırakılmış ülkelerde sinsice, ustaca uygulanan bil' kültür emperyalizminin sonucu olan yozlaşma ve yabancılaşmaya, solc bir aydının da karşı çıkmaması olanaksız. Diğer yandan, Çakmaklı filmin sonunda Atatürk'e geniş biçimde yer veren bir bölüm koymak suretiyle, kendisinin yakın olduğu söylenen MSP cephesiyle de bağlarını bir ölçüde koparmış, Türkiye'nin gerçeklerine bu siyasal partinin yöneticilerinden daha çok yaklaşmış görünüyor.

Çakmaklı ve "Memleketim" filminin temsil ettiği düşünceleri savunan bir, "sağ'ın başımızın üstünde yeri var. Bu tür bir "sağ", çağının gerisinde kalmayan, ancak batıdaki benzerleri gibi geçmişe, geleneksel olana bağlı, bu değerleri korumakta ve savunmakta "tutucu" olan bir sağdır ve bu anlayış içindeki bir sağ, siyasal alanda olsun k?ltür alanında olsun, gerekli ve solun kendisiyle diyalog kurabileceği bir denge unsurudur. Çakmaklı, "Memleketim"in çizgisini sürdürürse, bu sağın sinemadaki akıllı ve gerçekçi temsilcisi olma yolunu kendi sine açmış olacaktır. “Atilla Dorsay, “Sinemamızın Umut Yılları” syf, 116”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder