SINIR (1999)
Yönetmen: Yaşar
Güner, Gürsel Ateş, Hikaye: Gani Rüzgar Şavata, Senaryo: Yaşar
Güner, Urya Şavata, Görüntü Yönetmeni: Süha Kapkı, Müzik: Metin
Karataş, Yapım: Ey Prodüksiyon/Fulya Eyilik Sanat Yönetmeni: Levent
Çakır, Hasan Çobanoğlu, Kurgu: Mevlüt Koçak, Süpervizör: Gani
Rüzgar Şavata, Yapım Koordinatörü: Cesur Koçak, Yönetmen Yardımcısı:
Yaşar Güner, Negatif Kurgu: Tamer Eşkazan, Işık Asistanı: Murat
Okan
Oyuncular: Gani Rüzgar
Şavata (Barzan), İlknur Bozkurt (Keje), Eylül Deniz (Helin), Ali Şakar
(Poyraz), Yaşar Güner (Hacı Ali Rıza), Ümit Yesin (Battal Ağa), Mehmet Emin
Eren (Serker), Nurettin Özer (Reşit Ağa), Ensari Kurtiz (Maho), Ekrem Erkek,
Aynur Aydan (Elif), Arzu Kıvanç (Meryem), Vehbi Varol (Cemal), İlhan Keskin
(Kemal), Müzeyyer Çalışkan, Arzu Bacaksız, Murat Özlük, Levent Çakır (Komutan),
Deniz Akbulut (Moğe)
KONU: 1998'de
Kuzey Irak'taki Halepçe katliamında mağdur olan insanlara yardım amacıyla Dicle
Üniversitesi'nde okuyan bir grup öğrenci Diyarbakır halkından yardım toplar ve
Irak'a yol alırlar. Grubun başını çekenlerden biri SuriyeIrak sınırında yaşayan
Kejan Aşireti'nden Battal Ağanın kızıdır. Battal Ağa, kızı Helin'in geri
getirilmesi için yeğeni, iki çocuk babası Barzan'ı görevlendirir. Irak'a giden
öğrenciler ve Barzan'ın yanı sıra, Suriye tarafından Ceylanpınar'da yaşayan,
yine Kejan Aşireti'nden Poyraz da aynı serüveni paylaşır. Kuzey Irak'ta
bilinmeyen bir savaşın içinde bulurlar kendilerini... Türkiye'ye geçişleri
mümkün olmadığından Poyraz'ın yardımıyla Suriye'ye geçerler. Bu geçiş sırasında
birkaç arkadaşını kaybederler. Suriye'de ummadıkları bir macerayla
karşılaşırlar. Türk casus sanılarak işkenceye tabi tutulurlar ve tutuklanırlar.
& İşkenceyi
konu alan her filme peşin olarak olumlu bakmadığımız gibi, Kürtlerin ve
Türklerin kardeşliğini ele alan her filme de peşin olarak olumlu bakmıyoruz.
Bizim için önemli olan filmin düzeyi, sinema dili ve sanatı açısından ne olup
ne olmadığı. Sınır, taşıdığı iyi niyete karşın son derece yetersiz bir çalışma.
Öyle ki sinemanın alfabesi bile yeterince kullanılmıyor ve olaylar, kişiler,
siyasal veya psikolojik motivasyonlar yeterince açıklıkla belirmiyor. Ne yazık
ki acı gerçek bu ve filmin baş oyuncusunun ödül töreninde "bu jüri
satılmış" diye olay çıkarması da bu gerçeği örtecek gibi değil.
Ne yapalım, sırf iyi niyetle veya siyasal
bağlanmayla fılm yapılmıyor, kolay kolay Yılmaz Güney de olunmuyor. Bu, yıllar
süren sabırlı bir çabanın ve özenli ” bir yaklaşımın ürünü olmak zorunda. Başka
yolu yok. .. “Atilla Dorsay, “Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları” syf, 135”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder